benden etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Kabak Meltemi  

Yazının Sahibi: kabakmeltemi Kategorisi:

"Yaz!" dedi. "Ne, nasıl?" derken, "Ben anlamam yazacaksın!" dedi, yazıyorum. Bu ani gelişmeyle her zaman ilgiyle, merakla okuyucusu olduğum bu güzel blogda yazar buldum kendimi. Yazıya başlamak tahmin ettiğimden zor oldu. Aynı zamanda heyecan verici ve güzel bir duygu. Neyse ki Recep ilk yazı için "Kabak meltemi" önerisinde bulundu da ilk ne yazacağımın kaygısına düşmedim, güzel bir fikir...

Kabak meltemi, Mayıs sonunda daha açık şekliyle 30 Mayıs'ta esen bir meltem türü... Gördüğünüz gibi gayet kısa, net bir açıklama. Maalesef hakkında fazla bir bilgi yok. Buradaki "kabak" bildiğimiz balkabağı galiba. Balkabakları mayıs başında dikiliyormuş ve 15-30 Mayıs arası son soğuklardan korumak amacıyla üzerleri örtülüyormuş. Kabak melteminden sonra da açılıyorlar. Böyle bir ilişki buldum, fazlasını bulamadım.

Bana çok sorulan ve merak edilen bir şeydi, bilmeyenler anlamını öğrenmiş olmuştur yine de. Fazlasını bilenler de varsa ve bizimle paylaşırlarsa çok güzel olur. Benim için bu kısa bilginin yanında farklı ve önemli birçok anlam içeriyor, uzun ve tuhaf bir hikâyesi var. Hayır, anlatmayacağım. :) Belki bir gün...

Neyse, işte böyle... Velhasıl merhaba herkese!

Hasta Oldum  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: ,

Bugün biraz hastayım. Boğazım ağrıyor. Yutkundukça ve öksürdükçe daralıyor sanki boğazım. Daralma sonucu da büyük bir sızı beliriyor. Dualarınızı bekliyorum artık. Ben de bu vesileyle "hasta" sözcüğünün nereden geldiğini yazayım bari.

"Hasta" kelimesi dilimize Farsça'dan geçmiştir. Farsça "xasta" kelimesinden dilimize geçmiş. Sanırım telaffuzları aynı. Çünkü araştırdığım yazılı kaynaklarda hep "xasta" biçiminde yazıldığı için, Farsça da bilmediğim için telaffuzunu da bilmiyorum.

Yazım çok kısa oldu farkındayım ama anlayışınıza sığınıyorum. Mâlum yukarıda da bahsettim biraz hastacayım. Fazla sürmez umarım.



Türkiye Çanakkale Okuyor.

Neden Blog Yazıyorum?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Evet arkadaşlar gene mimlendim. Bu sefer beni mimleyen KancaBlog. Konu ise başlıktan da anlaşılacağı gibi "Neden blog yazıyorum?"

Blog yazmamın sebebi internette vakit öldürürken hem kendim için hem de blogumu okuyanlar için yararlı bir şeyler yazarak öldürdüğüm bu boş vaktin bir kısmını kurtarmak. Bu blogu yazmamın kökeninde ise, ilk yazılarımı okuyanlar bilirler, Roberto Hoca'yla "Anadolu" kelimesinin kökeni hakkında tartışmamız yattığını bilirler.

Ben de EdaSuner'e ve Birgül'e "Neden blog yazıyorsun?" diye soruyorum...

Gene mimlendim...  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Sevgili Okyanustaki Rüzgar mimledi bu sefer beni. Gerçi mimleyeli yaklaşık bir hafta oluyo ama konu da oldukça zordu. Aslında zor değil de ben bi türlü karar veremedim. Ama sonunda buldum ve koyuyorum buraya.

Mimin konusu bu sefer farklı. Yani öyle yazıyla cevap verilecek cinsten değildi. Konu; "En sevdiğiniz bir şeyin resmini çekmece" Dediğim gibi çok düşündüm ne koysam diye biraz önce telefonumun medya kısmında dolaşırken Yenikapı'da istasyonda çektiğim kediyi koymak geldi aklıma. O gün hava çok soğuktu. Telefonu cebimden zor çıkardım. Ellerim donuyordu. Kedicik de üşümüş olmalı ki dibine kadar yaklaşmama rağmen hiçbir yere kımıldamadı.



Ben de bu sefer ^-^ çiLekLisüt ^-^ ve kesmeşeker'i mimliyorum aynı konu üzerinden.

Güvenlik Görevlisi ve Simitçi  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Bugün moralim çok bozuldu. Bunu birileriyle paylaşmam lazım ki moralim yerine gelsin.

Bugün gene sınavdan çıktıktan sonra hemen hemen hergün kullandığım Sirkeci - Halkalı arasındaki banliyo trenine Yenikapı'dan bindim. Normalde biliyorsunuz toplu taşıma araçlarında satış yapmak yasak. Ama bizim bu ülkede hiçbir yasak uygulanmadığı gibi biz de ses çıkarmıyoruz. Belki bahsettiğim banliyo trenini kullananlar varsa bilir. Limon sıkacağı satan bi amca var, el feneri satanlar var. Bunlara güvenlik görevlileri göz yumuyo. Onların satış yaptıkları vagona girmiyorlar. Eğer girerlerse bu sefer bahsettiğim satıcılar satış yapmıyo. Yanlış anlaşılmasın ben satış yapılmasın demiyorum ancak bugünkü gördüğüm olay beni çok sinirlendirdi.

Simitçi abimin teki binmiş trene simitleriyle beraber ama satış yapmıyor. Karnı acıkan bi amca da satış yapmadığı hâlde gidip simitçiden 2 simit alıyor. Bunu gören güvenlik görevlisinin teki diğer anlaştığı satıcılara yumduğu gözünü bu adamda sonuna kadar açıyor ve simitçiyi yanına çağırıyor. Simitçiye "ananı da al git" edâlarında "satış yapmıycan lan!, satış yapmıycan oolum!" diye bağırırken sanki büyük bir iş yapmış gibi göğsünü kabartıyor.

Adamın satış yapmadığını bütün vagon gördü ama kimseden çıt çıkmadı. Kendime az daha güvenebilseydim "sana ne lann! Diğerlerine niye karışmıyorsunuz lann!" diye kavgaya tutuşacaktım.

Neyseki Kocamustafapaşa istasyonuna geldik ve sözde güvenlik görevlileri trenden indi. Onlar trenden inince sanki millet kendini simitçiye affettirmek istermişçesine, "ses çıkartamadık bizi affet" dercesine simitçiden 10-15 tane simit aldılar. Simitçi abim ilk simitini satarken hâlâ tedirgindi. Ya gene gelirlerse diye.

Bahsettiğim "lan"lı cümleleri kullanan görevliye içimden hâlâ küfrediyorum. Ah keşke biraz daha büyük ve kalıplı biri olsaydım da bi kavga etseydim. Haksızlığa asla tahammülüm yok!

Türkçe'ye Eklenen Yeni Kelimeler  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Bu yazımda da kaldığım yurdun kültür köşesine yeni asılmış bir yazıyı Kültür Komisyonu Başkanı Ahmet Abi'nin izniyle buraya aktarıyorum. Türkçe'ye yeni eklenen bu kelimeler herkesin yüzünde gülümsemeye sebebiyet veriyor. Türk Dili Kurumu tarafından eklenmedi yanlış anlamayın ancak onların İngilizce kelimelere bulduğu anlamlar da bunlar kadar komik nasıl olsa. Neyse beb daha fazla uzatmadan kelimelere geçeyim.

Çayyaş: Sabahtan akşama kadar çay içen bağımlı kimse.

Kankamatik:
Parasız kaldığınızda borç para aldığınız yakın arkadaş.

Notlakçı:
Üniversitede derslere girmeyen, sınavlara başkalarının notlarından fotokopi çekerek hazırlanan beleşçi ve hayta öğrenci.

Lafıza kaybı:
Söyleyeceğiniz sözü unutmanız.

İçerdöver:
Her akşam bir yerde içip, eve zil zurna sarhoş gelip karısını, çocuğunu döven hayırsız koca, kötü baba, zayıf karakter.

Duşünür:
Duş alırken gelen ilhamla ülke sorunlarını, hayatın anlamı veya benzer derin konulara kafa yoran ve özgün fikirler üreten entellektüel ve temiz kimse.

Keldiven:
Saçı olmayan erkeklerin, kafalarını soğuk hava, yağmur gibi dış etkilerden korumak için kullandıkları şapka, peruk gibi gereçler.

Markalemun:
Saç şeklini ve rengini üzerindeki marka giysiye göre değiştiren, dış görünüşüne aşırı önem veren boş ve sığ insan.

Jeloğlan:
Saçlarına bir kutu jöle sürmeden asla insan içine çıkmayan, görünüşüne fazlasıyla düşkün genç erkek.

Tö be or not tö be:
Uzun yıllar yasadışı faaliyetlerle uğraşan kulağı kesik şahsın hapisten çıktıktan sonra, aynı pis işlere bulaşmakla sakin ve namuslu bir hayat yaşamak arasında yapması gereken zor seçim.

Zırvana:
Aptallığın en aşmış noktası. Zırvanın zirvesi ve nirvanası. Salaklığın ulaşılabilecek en üst seviyesi.

Tembesil:
Çok zeki olmamasının dezavantajını çok çalışarak kapatacağına, bütün gün yan gelip yatan tembel ve embesil öğrenci, kimse.

Bir Tren Yolculuğu  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Evet 4-5 günlük bayram ziyaretinden bugün döndüm. Şu an İstanbul'dayım yani. Dün gece 2'de İçanadolu Mavi Treni'ne bindim Afyon'dan. Normalde saat 1'de gelmesi gereken tren 2'de geldi. Her ne kadar bilet üzerinde planlanan varış saati 09:09 yazsa da benim Haydarpaşa'nın o meşhur kapısında görünmem saat 11'i buldu. Yani 2 saat tehirli geldi tren. Gerçi alıştım artık trenlere. İstanbul'da da okula giderken Zeytinburnu'ndan Yenikapı'ya kadar banliyö trenine biniyorum. Memlekete gidip memleketten gelirken de treni tercih ediyorum. Bana göre hem daha rahat hem de daha ucuz. Öğrenci işi yani :)

Trende gelirken müthiş bir Türk zekasıyla karşılaştım. Abimin teki 2 çocuğuyla İstanbul'un yolunu tutmuş. Hanımıyla çocukları çiftli koltuklarda, abim de ayrı bir koltuk da oturuyodu. Sanırım yenge biraz sıkıldı, dar geldi oturduğu yer veya çocukların sıkışmasına razı olamadı ki babayı çağırdı. Abim de kız çocuğunu aldı bagajların konduğu üst bölmeye yatırdı. Sanırım daha önce de yattığı için kız hiç ters tepki vermedi. İstanbul'a kadar da mışıl mışıl uyuyarak geldi. Açıkçası imrendim kıza ya onun yerinde yatmak isterdim. Fotoğrafını çekmek istedim ama net bir görüntü elde edemedim. İşte Türk aklı ne dersiniz?

Blogumuzun teması biliyorsunuz kelimelerin kökeni ile ilgili. Herhangi bir kelimenin menşeini yazmadan geçmek de istemiyorum. O yüzden yukarıda geçen "tren" ve "bagaj" kelimelerini incelemek istiyorum.

"Tren" herkesin de bildiği gibi Batı dillerinden geçme bir kelimedir. Batı dillerinin çoğunda "train" olarak kullanılır.

"Bagaj" kelimesi ise ülkemizde İngilizce populer olmadan önce en çok bilinen ve kullanılan dil olan Fransızca'dan geçmiştir. Fransızca yazılışı "bagage" olan kelimenin okunuşu "bagaj" şeklinde olduğu için dilimize de yerleşmiştir.

Bayramınız Mübarek Olsun!  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Farkındayım biraz geç kaldım bayram tebriğinde ama ne yapayım memleketime geldim ve ancak vakit bulabildim bilgisayar başına geçmek için. Bugün yollar çok kalabalık herkes ne yazık ki Antalya'dan tatilden dönüyo. (Afyon'un yol üstünde olan bir kasabasında olduğum için bu izlenimlerimi aktarıyorum) Büyüklerini ziyaret eden, akrabalarının bayramını kutlayan çok az.


Neyse benim derdim bu değil. Ben gene işimi yapayım da "bayram" kelimesinin etimolojisine bakayım. Bayram kelimesinin kökü kesin olarak belli değilmiş. Eski Türkçe bir kelimeymiş. Eski Türkçe'de "bardam" şeklinde kullanılırmış. Rusça'ya, Balkan ve Kafkas dillerine de geçmiş, o dillerde de var olan bir kelime yani.


Sözlüğe baktığımızda "milletçe sevinç içinde kutlanan, dînî ya da millî bir anlam taşıyan kutsal gün" yazıyor. Ama ne yazık ki millî bayramlar da dinî bayramlar da "milletçe" kutlanmıyor bence.


Neyse yaram derin konuşup da blogun amacının dışına çıkmayayım. Hadi herkese hayırlı bayramlar tekrar...

Clicky Web Analytics