Yer isimleri etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Kaya Apa'nın Köyü; Kayapa  

Yazının Sahibi: kalemkeş Kategorisi:

Geçen hafta Balıkesir'deydim. Balıkesir'de gezmediğim yer kalmadı
herhalde bir haftada..

Balıkesir'in her ilçesini gezdim herhalde.. O da yetmedi bir de köylerini,
kasaba
larını gezdim. Gezdiğim kasabalardan birinin adı da Kayapa idi.

İlginç bir isim.

Kayapa'yı belediye başkanının eşliğinde gezdik. Güzel bir kasaba. Belki de
bir çoğumuzun ismini hiç duymadığı bir yer.
Ama bence önemli bir yer.
Kasabalılar ilçeleri için 'Desti ve Bardak Diyarı' diyorlar. Haksızda
değiller hani. Çanakkale'den aldığımız üzerinde Çanakkale yazan süslü
toprak çaydanlıklar
Kayapa'da yapılıyor bence.

Neyse bu yazı iyice tanıtım yazısına döndü. Kayapa'da belediye başkanıyla
gezerken aklıma geldi. Ne demek bu Kayapa? Sordum belediye başkanına. O
da beni -gördüğüm kadarıyla- sağ kolu olan emmime yönlendirdi. O da bana
o şirin ağız yapısıyla şunları dedi;

'Benim bi akraba başbakanlık arşivlerinde çalışıyor. Ona sordum ne demek bu
Kayapa diye. Bana Kayapa'nın isminin Kaya Apa diye bir komutandan
geldiğini söyledi. Taaa Kanuni zamanında Buraya Kaya Apa ile onun 7
askeri
ve aileleri yerleşmiş. Sonra onlar burada çoğalmışlar. Bu köye o
zamanlar Kaya Apa'nın köyü derlermiş. Bir zaman sonra bu köy toptan
Edremit Körfezi'ndeki bir adaya taşınmış ama bir süre sonra padişah geri
dönmelerini emretmiş.
Bütün köy geri dönmüş. Etraftaki köylerde gelenlere
yine Kaya Apa'nın köylüsü demişler. Bir süre sonra Kaya Apa'nın köyü zor
gelmiş olacak ki Kayapa Köyü demişler.
Kaya sert bakışlı, güçlü,
kuvvetli, sağlam demek. Apa'da komutanın anasının-babasının koyduğu isim.
Sonra o da unvan olmuş, büyük demek olmuş.'

Bir önceki tüm paragrafı o emmim kısa bir sürede tam bir Balıkesir ağzıyla
anlattı. Dinlemekten öyle zevk aldım ki.

Bu ismi internetten araştırdım. Kaya Apa diye birini 5 dakikalık arama ile
bulamadım. Yukarıda yazdığımım tamamı emmimin deyişi ile..

Yeni yazılarda görüşmek üzere..

not: Kayapa Belediyesi'nin internet sitesinin adresi:
http://www.kayapabelediyesi.com

İstanbul Semtlerinin İsimleri Nereden Geliyor ?  

Yazının Sahibi: Oğuz Oda Kategorisi:

Eskiden beri hep İstanbul semtlerinin isimleri nasıl oluşmuş, hikayesi nedir diye merak ederdim. Yaklaşık 40 gündür İstanbul'dayım ve hemen hergün bu isimleri dolmuşların, otobüslerin üzerinde görüyorum. Yine merak edip araştırayım dedim. Eminim daha pekçokları var ama benim şimdilik bulabildiklerim bunlar. Aklıma geldikçe yenilerini eklemeye çalışacağım.

Aksaray:
Fatih'in sadrazamı Ishak Paşa, Iç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.

Ahırkapı:
Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi.

Aşiyan:
Kuş yuvası. Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsçada kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor. Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.

Bebek:
Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.

Beşiktaş:
İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.

Beyazıt:
Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.

Beyoğlu:
Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, İslamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.

Bahçelievler:
1930'larda, Fikret Yüzatlı, yüzölçümü 500 dönüm olan incirli Çiftliği'nin sahibiydi. 0 dönemde Fikret Yüzatlı'nın bir arkadaşı olan Ali Galip Ersel ismindeki emlakçının bu çiftliği satılığa çıkarmasıyla birlikte Bahçelievler'in kuruluş hikayesi başladı.

Bağcılar:
İlçe, Osmanlı döneminde Rum ahalinin yaşadığı Mahmutbey Nahiyesi'nin köylerinden biridir. Zamanla bu köylerden biri olan Çıfıtburgaz'ın adı Bağcılar olarak değiştirilir.

Bakırköy:
Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.

Beykoz:
Tarihi gelişimi M.Ö. 7OO'lü yıllara dayanıyor. Bu tarihte bölgeye deniz yolu ile gelen Traklar, Bebrik adıyla bir devlet kurmuşlar. Köy kısa zamanda gelişmiş ve Kral Amikos bu köye kendi adını vermiş. 1402 yıllarında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı imparatorluğu topraklarına katılınca adı Amikos'tan Beykoz'a dönüşmüş.

Bostancı:
Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.

Çatladıkapı:
Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.

Çemberlitaş:
Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.

Çengelköy:
Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.

Çıksalın:
Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık, salın" denilmeye başlandı.

Eminönü:
Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.

Eyüp:
İstanbul' un fethinden sonra ilk yapılan camilerden birisi olan ve Banisi Fatih Sultan Mehmed olan cami ve külliyenin adını taşıyor.

Fatih:
Bu semt adını İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed'in kendi adına yaptırmış olduğu cami ve külliyesinden alıyor.

Feriköy:
Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.

Galata:
Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise Italyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.

Horhor:
Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.

Kadıköy:
Sur şehrinden gelen Fenikeliler (Tyrienler) bir şehir kurmuş, buraya 'Yenişehir' anlamına gelen Chalkedon demişlerdir. Daha sonraki yıllarda İstanbul Türkler tarafından zaptedilmiş ve Kadıköy, Fatih'in ilk kadısı olan Hıdır Bey'e makam ödeneği karşılığı verilmiştir. Eski adı Kadıköy olarak söylenip, günümüze kadar gelmiştir.

Karaköy:
Bizans Devrinde Hasköy ve Karaköy arasındaki bölgede Karai Museviler oturmaktaydılar. Semt Osmanlı Döneminde de Karailerin oturduğu semt manasında Karaköy olarak bilinmektedir.

Kağıthane:
Fatih Sultan Mehmed devrinde kağıt imal edilen imalathanelerden dolayı semt adını almıştır.

Kalamış:
Eski yunanca 'sazlık ve kamışlık' yer manasında 'Kalamış' kelimesinden türetilmiş.

Okmeydanı:
Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.

Pendik:
Semtin Bizans dönemindeki ismi 'her tarafı surlarla çevrili' anlamına gelen Pantikion ya da Pentikion'du. Bilinen en eski adı Pantikapion ve Pantikapeum, Roma dönemindeki ismi ise Panticio, Pantecio, Panticia.. Duvar anlamına gelen Pendik kelimesinin de bu eski isimlerden doğduğu sanılıyor. Bazı kaynaklara göre de Pendik 'beş burun' anlamını taşıyor. Ural dağlarından gelip bu bölgeye yerleşenlerin Farsça beş. köy anlamında 'Penchdeh' ismini kullandığı söyleniyor.

Samatya:
Bizans Devrinde bu bölge kumluk arazi ve yer manasında 'Pshamatos-Psmathia' olarak biliniyordu. Söylene söylene Samatya oldu.

Sarıyer:
İlçenin ismi sırasıyla Simas'tan Skletrinas'a, daha sonra Mezarburnu, Altın Yar, Sarı Lira Yer ve Sarıyar'a, son olarak da Sarıyer'e dönüştü. Sarıyar isminin altın ve bakır çıkarılan maden mahallesi ile şifa suyu arasındaki yarlardan geldiği biliniyor.

Silivri:
Yoğurdu bile neredeyse tarihe karışacak semtin filmlere konu olacak köklü bir geçmişi var. Antik çağdaki ismi Selymbria veya Selybria.

Sütlüce:
Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.

Şaşkınbakkal:
Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkânı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.

Şile:
Yunanca bir kelime olan 'Şile' nin anlamı yaban çiçeği. Şile adını bir bitki türü olan 'mercanköşk' ten alır.

Şişli:
Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.

Tahtakale:
Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale' nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.

Taksim:
Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.

Teşvikiye:
Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeliyor.

Tophane:
İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed bu bölgeye büyük bir tophane inşa ettirmişti. Osmanlı döneminde topların döküldüğü bu bina halen mevcuttur.

Unkapanı:
Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.

Ümraniye:
Semtin ilk adı 'Yalnız Selvi'. Tarihi kaynaklara göre Ümraniye'ye ilk yerleşenler Frigya'lılar. Çam ağacını kutsal kabul eden Frigyalılar küçük ve Büyük Çamlıca' dan başlayarak Alemdağ ve Kayış Dağı'na kadar bütün araziyi çam ormanlarıyla donatmışlar. Arapça kökenli Ümran sözcüğünden gelen Ümraniye'nin anlamı kalkınmış, gelişmiş, bayındır yer demek.

Üsküdar:
M.Ö. 7 .yy 'da bir Grek kolonisi olarak kurulan Halkedon'un (Kadıköy) iskelesi ve tersaneleri, bugünkü Üsküdar'ın yerleştiği alanda bulunur ve buraya Hrisopolis (Altın Şehir) denirdi. Yörenin bu adla anılması çeşitli biçimlerde yorumlanıyor. Pers işgali sırasında Anadolu Yarımadası'ndaki kavimlerden ve halktan vergi olarak toplanan altınlar buradaki hazinelerde saklandığı için yöreye bu adın yakıştırıldığı söyleniyor. Bir başka yoruma göre de Agamemnon'un oğlu Krizes kaçarak Anadolu'ya gelmiş ve Üsküdar'da öldüğü için şehir onun adıyla anılmış. Kimileri de, günbatımında evleri karşı yakadan yaldızlı gibi göründüğü için Üsküdar'a Altın Şehir adının verildiğini söylemektedir. Üsküdar adıysa, kimi kaynaklara göre Farsça 'ulak' anlamına gelen 'Eskudari' den türemiştir. Kimi kaynaklara göre de, Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü.

Veliefendi:
Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi'yle anılıyor.

Şuhut İlçesi'nin İsminin Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Havalar ısınınca yazacak konu bulmak da zorlaşıyor ya. İki gündür bir şey yazılmamış bloga. Karazâde de olmasa hâlimiz harap.

Her neyse bugün Afyonlu bir arkadaşın yurdundayım. Bu yazıyı da ondan yazıyorum. Ne yazayım diye ona danıştım o da "Bizim orayı yaz" dedi. Kendisi Afyonkarahisar'ın Şuhut İlçesi'nden.

Keşkeğiyle meşhur Şuhut, M.Ö. 3500'lere kadar uzanan tarihi içinde Roma döneminde bir başkent ve medeniyet merkezi olmuştur. Bugünkü Şuhut, Truva Savaşları sonunda Trakyalı, Makedonyalı ve Ahiyalı birlikleriyle bölgeye gelen Akomas tarafından "Synnada" adıyla M.Ö. 1180'de kurulmuştur. Daha sonraki yıllarda ise Synnada, önce Lidya, daha sonra da Pers hâkimiyeti altına girmiştir. Perslere sığınan Atinalı ünlü komutan Alkibiyedes M.Ö. 404 yılında bugünkü Balçıkhisar Kasabası sınırları içerisinde yer alan "Melisse" çiftliğinde ölmüştür. Daha sonraki yıllarda Romalılar ve Bizanslıların egemenliğine girmiştir. Bizans döneminde "Cfut" olan adı değişikliğe uğrayarak önce "Çıfut" olmuş sonra ilçe Türk hâkimiyetine girdiğinde (1219) İslâm askerleri içinde bulunan Şeyh Şuhudi Ömer Efendi'ye izafeten "Şuhut" adını almıştır. Türk hâkimiyetindeki Şuhut, 1150 yıllarında Orta Asya'nın güneyinden göç eden Akan Boyu Türklerince kurulmuştur.

Yukarıdaki bilgileri Şuhut'la ilgili bir siteden aldım. Ancak tek görüş bu değil. Bir başka rivâyete göre "Şuhut" ismi, "Şuhut"un Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nda çok sayıda şehit vermesinden dolayı "şehit" kelimesinin çoğulu şeklinde kullanılmış. Dediğim gibi bu bir rivâyet. Aslında "şehit" kelimesinin çoğulu "şüheda".

Bana göre "Şuhut" ismi ilk rivayetin sonlarında bahsedilenin tam tersi şeklinde. Yâni Şeyh Şuhudî Ömer Efendi'nin ismi Şuhut'tan gelmiştir. Çünkü "Şuhudî" demek "Şuhutlu" demek. Demem o ki "Şuhut" ismi bence Bizans döneminde kullanılan "Çıfut"un değiştirilmiş hâlidir.

Ovacık Köyümün İsmi Nereden Gelmiş?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Bu yazımda biraz önce aklıma gelen köyümü yazayım dedim. Ben Kütahya Tavşanlı İlçesi'nin Ovacık Köyü'nde doğdum. İşte bu yazımda "Ovacık" kelimesinin nereden geldiği hakkında olsun.

Ben yaşlılardan birine sormuştum bu konuyu. Bilmiyorum benle dalga mı geçti artık ama o yaşlı adamın dediğine göre bu köy ilk kurulduğunda isim verilmek üzere halk toplanmış. Köy yüksek bir düzlükte bulunduğu için birisi köyün adı "Ova" olsun demiş. Bir diğeri de oradan olmaz anlamında "cık" demiş. Böylece köyün adı "Ovacık" olmuş. Sanırım benle dalga geçmiş veya o zamanlar küçüktüm daha başından savmış da olabilir.

Ben şuan düşünüyorum da bu sonundaki "cık" eki küçültme eki olabilir. Küçük ve düzlük bir yerde kurulduğu için "küçük ova" anlamında "Ovacık" denmiş olabilir. En mantıklısı da bu galiba.

Azapkapı İsmi Nereden Geliyor?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Unkapanı Köprüsü'nün Beyoğlu ucunda bulunan semtin adı olan "Azapkapı"nın, "ceza, acı çektirmek, eziyet vermek" mânalarında "azâp" ve "kapı" kelimelerinden oluştuğunu sanırız ki yanlıştır.

Lûgat mânası "delikanlı, evlenmemiş genç" olan azap, eski Bahriye teşkilâtımızda bir tür deniz erlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Tersane ve denizci sınıfına ait tesisler orada bulunduğu için semte "Azapkapı" denilmiştir.

("Ceza, acı çektirmek, eziyet" mânasına gelen azâp kelimesindeki "a" biraz uzun okunur.)

Türkiye Çanakkale Okuyor.

Kızılcahamam İsmi Nereden Gelmektedir?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Bir önceki yazımda da dediğim üzere bloguma gelip de bulduğunu gidemeyen misafirlerimiz var. Bunlardan birise de başlıktan anlaşılacağı üzere Ankara'nın Kızılcahamam İlçesi'nin isminin nereden geldiğini aratarak blogumuza ulaşmış ancak istediği cevabı ne yazık ki bulamadı. O yüzden ben de başka merak eden olur diye yazıyorum buraya.

Kızılcahamam'ın tarihte bilinen en eski isimleri sırasıyla Yabanabad, Çorba ve Kızılcahamam'dır.

Kızılcahamam'a geçmeden önce Yabanabad isminin nereden geldiğini incelemekte fayda var. Yabanabad ismi "yaban" ve "abad" kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuş bir bileşik isimdir. Manası ise "yabanı abad eden, bozkırı imar eden, bayındır hâle getiren" demektir. Gerçekten de Kızılcahamam halkının böyle olduğunu şu anki kazandıkları modern görünümden anlayabiliyoruz.

Kızılcahamam ismi 1915 yılından bu yana kullanılmaktadır. Bu ismin verilmesinin sebebi ise arazinin kahverengi, kurşûnî, kırmızımtırak, kızıl kaya ve toprakları ile ilçedeki şifalı kaplıcalardır.

İstanbul'un İlk Kadısı ve Kadıköy  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Nevşehir'den ilk defa İstanbul'a gelen bir vatandaşımız Kadıköy'ün ihtişamına, göz kamaştırıcı manzarasına hayran olmuş. "Bizim Nevşehir'e şehir, buraya da köy diyenin aklına şaşarım!" demiş.

Efendim, İstanbul'un bu en modern ilçesine köy denilmesi -sakın- Nevşehirli vatandaşımız gibi sizi de şaşırtmasın. Bunun sebebini birkaç satır aşağıda belirteceğim. Fakat şurasını hemen ifade edeyim ki Kadıköy, gerçekten de İstanbul'un en modern ilçelerinden birini teşkil ediyor. Üsküdar ne kadar uhrevî manzaralar sergiliyorsa, Kadıköy de o derece dünyevî tablolarla kendini ortaya koyuyor. Nitekim Yahya Kemal, İstanbul'un "Ezansız Semtler"ini anlatırken söze şu cümlelerle başlıyor:

"Kendi kendime diyorum ki: Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğup büyüyen, oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam bir derece nasip alabiliyorlar mı? O semtlerde minareler görülmez, ezanlar işitilmez. Ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar, Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler?"

Şurası bir gerçek ki minarelerin görülmediği, ezanların işitilmediği veya minarelerin az görüldüğü, ezanların az işitildiği bu semt, aslında Osmanlıların en önemli beldelerinden birini oluşturuyordu. Fâtih Sultan Mehmed, İstanbul'a ilk belediye başkanı ve kadı olarak tayin ettiği Hızır Çelebi'ye bu bölgeyi arpalık olarak vermiş, o günden itibaren buranın adı Kadıköy (doğrusu Kadıköyü'dür) diye anlatılmaya başlamıştı. Nasreddin Hoca'nın torunu olarak bilinen ve Fatih tarafından çok büyük itibar gören Hızır Çelebi, aynı zamanda büyük bir âlimdi. Devrinin bilginleri kendisine "ilim dağarcığı" ünvanını vermişlerdi.

İşte efendim, adı geçen semti, İstanbul'un ilk kadısı şereflendirdiği için "Kadıköyü" adını alıyor, böylece köyümüz kadim bir Osmanlı şehri olarak şenleniyor. Merhum Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca da 1944 yılında Kadıköy Halkevi'nde verdiği bir konferansta konuyu bu açıdan ele alıyor ve şunları söylüyor:

"Kadıköyü'nün sokaklarında dolaşırken Üsküdar gibi eski ve tarihî âbidelerinin olmamasına ne kadar üzülürdüm. Şimdi Hızır Bey çelebi ile Kadıköyü'nün münasebetini bulunca ne kadar çok sevindim. Kadıköyü'müzün her ne kadar iftihar ederceği tarihî ve eski âbidesi yoksa da manen onun Hızır Bey gibi beş yüz senelik bir âbidesi var diye iftihar duymaya başladım."

Kadıköy'e adını veren İstanbul'un ilk kadısını ve belediye reisini bugünkü belediye başkanlarımız özellikle Kadıköy Belediye başkanımız acaba yeteri kadar tanıyır mu? İsterseniz soruyu bir de şöyle sorayım: Hızır Çelebi'nin kabri İstanbul'un neresindedir, hangi belediye başkanı zamanında esaslı bir tamir görmüştür ve bu önemli zat hakkında başlı başına bir kitap yazan İstanbul Belediye Basın Yayın ve Turizm Müdürünün adı nedir?

Dursun Gürlek - Maziye Bir Bakıver Sayfa: 150-151

Sirkeci ismi nereden gelmektedir?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Her zaman yaptığım gibi biraz önce de blogun en altında bulunan "Kim Nereden Gelmiş" eklentisine baktığımda birisinin Google'da "Sirkeci ismi nereden gelmiş" diye bir arama yaptığını gördüm. Belki bu arkadaş gibi başkaları da merak eder diye hemen araştırıp bloguma koymak istedim. Ancak ne online sözlüklerde ne de matbu sözlüklerde herhangi bir bilgi bulamadım. Bilen varsa yorum olarak yazarsa çok sevinirim.

Büyük bir ihtimâlle sirke satan biri veya birilerinden gelmiş bir isim ancak tam olarak bir hikâyesi vardır diye tahmin ediyorum. Eğer tekrar görüşme fırsatım olursa Osmanlı Devlet Arşivleri'nde çalışan bir abim var ona soracağım. O kesin bilir. O zamana kadar belki blogculardan da bilen çıkar diye tahmin ediyorum.

Bilenler bilmeyenlere öğretsinler lütfen!

Clicky Web Analytics