Has Turkce Kelimeler etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Kızıl Elma  

Yazının Sahibi: karazade Kategorisi:

Osmanlı Türkleri tarafından Roma'ya verilen addır. Roma, Hıristiyanlık âleminin merkezi olup oradaki St. Pierre kilisesinin kubbesi de kızıl bakırdan idi. Bu nedenle kızıl elma sözü, fethedilecek en uç nokta anlamında yaygınlaşmıştır. En uzak ve en son coğrafi nokta, kızıl elmadır.

Kızıl elma, çoğu kez Türk birliği idealinin ismi olmuştur. Bugün de Türk milletinin birleşme ideali, Turan Devleti fikri olarak yaşamaktadır.

"Türkler için kızıl elma, üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan; ancak uzaklaştığı oranda cazibelsi artan idealler ve hayallerdir."

Elma Kelimesinin Etimolojisi  

Yazının Sahibi: karazade Kategorisi:


Eski Türkçe'de "alma" diye bilinen elmanın, rengi olan "al" (kırmızı) dan geldiği düşünülmektedir. Elmanın ilk olarak Kuzey Anadolu'da, Güney Kafkaslar, Rusya'nın güneybatısında kalan bölgeler ve Orta Asya (Kazakistan'ın doğusu) dolaylarında ortaya çıktığı sanılmaktadır.

Alma, yani elma kelimesinin dilimize nerden geldiği hakkında bir çok görüş vardır. Bu görüşlerin ikisinden bahsetmek istiyorum:

Nişanyan, elmanın muhtemelen Hint-Avrupa kökenli bir kelime olduğunu ve “abel” kelimesinden geldiğini ileri sürmüştür, fakat 11.yy’da Türkçede yaşayan alma ve almıla sözcüklerinin ödünç olması teoriden ileriye gidememiştir. Türklerde yer adı Almatı (Doğu Türkistan’da ve Kazakistan’da) ve Elmalı (Anadolu’da) biçimlerinde yaygındır.

İnternette “elma”kelimesiyle ilgili bir araştırma yaparken Dr .Pervin Ergun’un makalesi gözüme çarptı. İyi hazırlanmış bu makalenin ilginizi çekeceğini düşündüm. Bu makaleden size biraz bahsetmek istiyorum:

Makalenin başında, Dr. Pervin Ergun makalenin özetini kısaca yazmış: “Sahalar, hayat ağacını Aal Luuk Mas şeklinde adlandırırlar. O, bütün dünya kültürlerinde olduğu gibi kâinatın merkezine yerleşen üç alemi birbirine sabitleyen temel direktir. Yaratılışın başında yaratılan kozmik ağaç, bütün Aal Luuk Mas, bütün Türk dünyasında hayat ağacı ile ilgili anlatılanların en güzeli ve en detaylısıdır. Hatta bu fikir bütün Dünya kültürleri için geçerlidir. Bütün canlıları besleyen, koruyan bu ağaç, Tanrı’nın kutlu ağacıdır.”

Makalede, Türklerin kutsal saydığı bu ağacın elma olduğundan ve eskiden Aal Luuk Mas şeklide adlandırıldığından, daha sonra da haploloji yolu ile "alma"ya dönüştüğü söyleniyor.Ayrıca makalede, Aal Luuk Mas sözcüğünün etimolojisine de yer verilmiştir:

Aal kelimesi, geçen yüzyılda kaydedilen folklor metinlerinde ve sözlüklerde tek başına kullanılmamıştır. Tek başına anlam taşımayan bu söz, kutsal, sönmeyen, ev, ocak vb. gibi kelimelerle birlikte tanımlanmıştır. Türk boylarında genel olarak kullanılan al sıfatı bu durumda aal’ın daha genç formatı olarak kabul edilebilir. Gerçek anlamı çözülmeyi bekleyen kelimenin bütün Türk dünyasında bilinen bir anlamı açık kırmızı, turuncu, ateş rengidir. Ayrıca al renk Rusça’da ve eski Türkçe'de iyilik, güzellik, narin anlamlarında da kullanılmıştır. Cesarete sahip olan kutsal kahramanlara ve insanlara iyilik getirmeyen kötü ruhlara verilen bir ad veya sıfat olduğunu belirtir.

Aal
kadar olmasa da, luuk kelimesi de arkaiktir (klasik çağ öncesinden kalan). Luuk kelimesi, Türk dünyasında ulı, ulug, uluğ, ulux, ulığ, ulıx, ulık, ulığ, vb. varyantlarla karşımıza çıkan ulu sıfatının Saha yerinde aldığı formdur.

Terimin üçüncü kelimesi olan "mas"ın etimolojisi ile ilgili değişik düşünceler vardır. Pekarskiy sözlüğünde, kelimenin Türkçe olmadığını, kökeninin Tunguz-Mançur veya Moğolca’da ağaç anlamında kullanılan mo (moo) veya mod olabileceğini belirtir. Köklü ağaç, kesilmiş ağaç, odun, ağaçtan yapılan inşaat malzemeleri vb. anlamlarda kullanıldığını söyler. Everstov, Azeri, Başkurt, Tatar, Türkiye Türkçesinde hem ağaç hem de orman anlamında kullanılan meşe (misâ, mişâ, bisâ, mişe, bişe) kelimesinin sondaki ünlü harfi düşmüş şekillerinin Saha Türkçesinde görüldüğünü belirtir.

Kelime bilimi, semantik, fonetik ayrımlarını ve kıyaslı tarih analizi yöntemlerini kullanarak Aal Luuk Mas teriminin prototipinin alma, elma olabileceğini savunur. Eski Türkçe’de alımla, almıla, almula şekillerinde geçen ve bütün Türk dünyasında en yaygın kullanılan adlardan olan elma alma, ulma (Çuvaş), olma (Özbek), eskiden aal mas şeklinde ağacın adı iken bugün sadece meyvesini ifade etmeye başladığını belirtir.

Everstov’u
böyle bir sonuca götüren delillerden biri de diğer boylarda kullanılan kem elması-cennet elması (Azeri, Anadolu), urman alması (Tatar), ağaş alması (Nogay) söyleyişlerinin zamanla tek kelime gibi söylenmeye başlanmış olabileceğidir: aal mas>aal-mas>aalmas>aalma>alma. Bu durumda elma kelimesinin eski şekli olan Aal Luuk Mas’ın güzel ulu ağaç şeklinde tanımlanabileceğini belirtir.










Neden Böri Değil De Kurt?  

Yazının Sahibi: karazade Kategorisi:


Türkler, Orta Asya'da yaşadığı dönem içerisinde avcılık, tarımcılık gibi bir takım işlerle uğraşmış ve yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Türkler bulunduğu ortamdan dolayı sürekli doğa ile mücadele etmişlerdir, bu onların gerçekçilik yönünün olmuşmasındaki başlıca müessirdir. Orta Asya'da yaşayan Türkler'in çoğu kuraklık nedeniyle batıya, kuzeybatıya ve güneye göç etmek zorunda kalmışlardır. Orta Asya'da kalan Türkler ise doğayla ve vahşi yaşamla mücadele etmişler ve savaşçılık özelliklerini bir süre daha devam ettirmişlerdir. Türklerin, o dönemde en çok korktukları ve kutsal saydıkları hayvan '' Böri'' imiş. ''Böri'' eski Türkçe'de ''kurt'' demekmiş. Peki, biz şu anda neden kurtlara böri demiyoruz hiç düşündünüz mü? Türkler kurtlardan çok korkarlarmış, çünkü kurtlar; o kuraklık dönemlerinde koyunlara, kuzulara ve insanlara saldırırlarmış. Bizim o zamanki Türkler korktukları hayvanların ismini söylediklerinde geleceklerini zannederlermiş, bundan dolayı ne zaman börinin ismini anacak olsalar, onun yerine elmaların içindeki kurtçukların isimlerini söylerlermiş. Böylelikle böri ismi unutulmuştur.

Bunu ilk duyduğumda aklıma küçükken dolaplardan çıkacağını sandığımız ''üç harfliler'' geldi.Kim bilir, Arapça bir kelime olan cin de belirli bir zaman dilimi sonra unutulur ve yerine belki de ''üç harfliller'' kullanılır.

Mankafa Sözcüğünün Nereden Geldiğini Hiç Düşündünüz Mü?  

Yazının Sahibi: karazade Kategorisi:


Üniversiteki arkadaşlarımdan biri Cengiz Aytmatov'un ''Dişi Kurdun Rüyaları'' adlı kitabını okurken ''Mankurt'' diye bir kelimeyle karşılaşır. Güya bu bir Kırgız efsanesidir. Aytmatov bu Kırgız efsanesine kitabında yer vermiştir. İsterseniz, ilk önce bu Kırgız efsanesinin olay örgüsünün ne olduğunu öğrenelim:

Nayman Ana, yiğit mi yiğit oğluyla birlikte yaşamaktadır. Oğlu, onun geleceğinin tek güvencesidir. Bu ana ve oğul birlerine çok bağlıdır ve birlikte çok mutludurlar. Saadet tablosu Çinlilerin baskınıyla bozulur. Oğul esir düşmüştür.

Çinlilere esir lazım değildir aslında. Türklerin bağımsızlıklarına ne kadar düşkün olduğunu, esarete tahammülsüz olduğunu bilmektedirler. İlk fırsatta kaçmaya çalışacağını, olmazsa ölümü tercih edeceğinin de bilincindedirler. Hâlbuki onlara, her söylenene itaaat edecek, bütün işlerini görecek, hayvanlarını otlatacak köleden de öte birileri lazımdır. Alınan esirleri bu şekilde mankurtlaştıracak bazı teknikleri öteden beri uygulamaktadırlar. Bu oğula da o işkence tekniği uygulanıp şuuru elinden alınacaktır.Sıcaklığın doruğa ulaştığı çölde, esirin saçları kazınır, elleri ayakları bağlı olan esirin bu kazınmış kafasına taze deve derisi sıkıca sarılır. Günlerce kızgın güneşin altında bu şekilde bekletilecektir. Kurumaya yüz tutan deve derisinin suyu çekildikçe, mankurt adayının kafatasını bir mengene gibi sıkmaktadır. Esirin eli ayağı bağlı olduğundan çektiği onca acıya rağmen birşey yapamamaktadır. Attığı çığlıklardan başka. Sıkılan kafatası deforme olduğu gibi beyni de zedelemektedir. Ayrıca deve derisinin altında saç kılları büyümektedir. Taş gibi kuruyan deriyi delemedikleri için dışarı çıkamaz geriye dönerek kafanın içine yönelirler. Beyne kadar uzananlar olur. Esir bu arada sadece çığlık atabilmektedir.Bu mankurtlaştırma işkencesine çoğu esir dayanamaz oracıkta ölür. Çinlileri asıl ilgilendiren ise ölenler değil; bu acıya direnerek bedenen sağlam kalabilen mankurtlardır. Onlar artık istenen kıvamda tam da bir mankurtturlar. Şuursuz, hafızasız, sahibinden başka kimseyi dinlemeyen, insani hislerden ve her türlü düşünceden uzak, hayvana benzer varlıklar. Onlar sahipleri için çok lazımdır.Nayman Ana'nın oğlu da bütün bu işkencenin sonunda sağ kalabilmiş bir mankurttur artık. Tam da Çinlilerin istediği gibi bir yaratık. İşler böylece yoluna girmişken, oğlunun akıbeti için çoktan yollara düşen Nayman Ana nihayet çölde, hayvanları otlatan oğlunu bulur. Bulur ama onun oğlundan eser yoktur ortalıkta. Ne anasını tanır, ne bir kelime laf eder. Nayman Ana inatçıdır, oğlunu tekrar kazanacağına dair ümidini yitirmez, o civardan kesinlikle ayrılmadan sürekli ona birşeyler anlatmak ister.

Durumu farkeden Çinliler, ortalıkta dolaşan kadının bu mankurtu elllerinden çalmak için planlar yaptığını anlarlar. Mankurtu kaybetmek istemediklerinden son çare olarak ona emir verirler: Kadın yaklaştığında onu öldür! Mankurt bu emri yerine getirecektir.

Not: Olay örgüsü alıntıdır.


Bu ''Mankurt'' sözcüğü- ileride türkolog olacak - arkadaşıma yabancı gelmez. Arkadaşım, şu anda günümüzde kullanılan ve anlamı ''Şapşal, beyinsiz, aptal'' olan ''Mankafa'' sözcüğü ile bu kelimenin bir bağlantısı olabileceği kanısındadır. Daha sonra bunu araştıran arkadaşım, bir kaç türkoloğun bu konuyla alakalı makalesine rastlar. Bu türkologlar da arkadaşımla aynı fikirdedirler, fakat yine de ortada bir kesinlik yoktur.

Anne Kelimesi Dilimize Nereden Gelmiştir?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

İnternet kullanıcılarından bir arkadaş Google'a bu yazının da başlığı olarak kullandığım cümleyi aratarak bloguma gelmiş. Maalesef cevabını bulamamış. Ben de "Ben nasıl "ana" gibi kutsal birini yazmam" dedim ve bir an önce "anne" kelimesinin nereden geldiğini yazmaya koyuldum.

"Anne" kelimesinin aslı biliyorsunuz "ana". Şu anda hâlâ "ana" diyenler mevcut, ben de dâhil. "Ana" kelimesi bence içimdeki sevgiyi daha iyi ifade etmemi sağlıyor. İşte bu "ana" kelimesi 1920'lerden sonra "anne" şeklinde dilimize geçmiştir. Uzmanlara göre "n" harfinin ikilenmesinin sebebi çocuk dilinin etkisidir. Yazı dilinde 20. yüzyıla kadar hep "ana" şeklinde kullanılmıştır. 17. ve 19. yüzyıllar arasında İstanbul'da kullanılan ama pek yaygın olmayan "âne" kelimesi varmış.

Yani sözün özü "anne" kelimesi Türkçe bir kelime ve bilinen kökeni ise "ana" kelimesidir.

İyiyim İyisin İyi  

Yazının Sahibi: kabakmeltemi Kategorisi:

En çok kullandığımız kelimelerden biri herhalde "iyi".

İyi geceler, iyi günler, iyi eğlenceler... gibi birçok sözde tamamlayıcı yapmışız. "Nasılsın?" diye sorulunca "İyiyim..." demişiz iyi olmadığımız kimi zamanlarda bile. İyiliği sevmişiz, iyiliksever olmuşuz. İkiye bölmüşüz bakış açısını. Kötünün karşısına iyiyi oturtmuşuz, iyimser olmuşuz. Şu beş para etmez dünyada en güzel, erdemli şeyin iyi insan olabilmek olduğunu öğrenmişiz...

İyi de nereden gelmiş bu iyi?

Eski Türkçe uğurlu, yararlı, iyi anlamlarında kullanılan "edgü" kelimesine şimdiki "iyi"nin atası diyebiliriz. Edgü-eygü-eygi-eyi-iyi olarak (dönem içinde eyü-iyü gibi kullanımlarla da) bugüne kadar gelmiş.

İnsanların iyi olduğu bir yer hayal ediyorum. İyi insanların olduğu...

Eyi geceler. :)

Yasa ve Kanun Kelimeleri  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: ,

Dün Profesör Roberto ile dersimiz vardı. Ders esnâsında bana araştırmam için bir konu verdi. Perşembe günü sınıfta da anlatacağım buraya yazdıklarımı.

Konu "anayasa" kelimesinden çıktı. Buradaki "yasa" mı "yasamak"tan yoksa "yasamak" mı "yasa"dan türemiştir? Bunlardan biri de değilse bu kelimelerin kökeni. Bu bir. İkinci olarak "yasak" kelimesinin "yasa" ile bir alâkasının olup olmadığı? Üçüncü olarak ise "yasa" ile aynı anlama gelen "kanun" kelimesinin kökeni.

Öncelikle "yasa" kelimesini ele alıyorum. "Yasa" kelimesi 8. yüzyıldan itibaren "yaymak" anlamındaki "yasmak" kelimesinden türemiş. O devirlerde "yasa" yerine "yasak, yasag" da deniliyormuş. Böylece ikinci sorunun da cevabını vermiş oldum.

"Yasamak" ifadesi ise 1930 lı yıllardan sonra harf devrimiyle beraber kullanılmaya başlanmış. Bu kelimeden daha önce dilimize geçmiş olan "yasa" kelimesinden türemiş.

"Kanun" kelimesi ise Eski Yunanca' daki "kanôn" kelimesinden türemiş. Yunanca' dan Fransızca' ya oradan da bizim dilimize geçmiş. Özellikle kilise yasaları için kullanılan bir ifadeymiş.

Dilek Kelimesinin Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: ,

Yeşilçam üzerine harika bir blog yazan blogdaşlarımdan Çilek, "dilek" kelimesini araştırmamı istemişti. Araştırdım ve pek bir mutlu oldum. Az sayıdaki özü Türkçe olan kelimelerimizden bu kelime de.

"Dilek" kelimesi 8. yüzyıldan sonra görülmüş Türkçe bir kelime. O zamanlardaki kullanımı "tilek" şeklindeymiş. Günümüzde "dilek" şeklinde kullanıyoruz. Bu kelimenin kökü bildiğiniz üzere "dile-" mastarı. Aynı şekilde o zamanlarda da "tile-" mastarından türetilmiş bir isim olarak kullanılmış.

Anlamı hakkında zaten bir şey söylememe gerek yok. Hepinizin bildiği üzere "istek, temennî" gibi anlamlar ifade eden bir kelime. Bir bayan ismi olarak da kullanılıyor.

Fazla uzun bir yazı olmadı ama yazacak da pek bir şey yoktu zaten. Hepinize iyi pazarlar olsun. :) (Bu arada esnaf arasında kullanılan "pazar ola!" deyimi gibi oldu bu. En yakın zamanda "pazar ola" deyimini de yazarım)

Densiz Kelimesinin Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Yeni blogdaşlarımdan Ayçobanı (rumuzu ilginç geldiyse blogundaki ilk yazıyı okuyabilirsiniz) benden "densiz" kelimesinin kökenini araştırmamı istemişti. Araştırdım ve yazacağım. Zor bir kelime değildi. Ben farklı bir köken bekliyordum aslında ama bildiğimiz bir kelimeden türemiş yani. Neyse aşağıya yazınca göreceksiniz ne demek istediğimi.

"Densiz" kelimesi has Türkçe bir kelime. 18. yüzyıla kadar "dengsiz" şeklinde kullanılıyormuş ve daha sonra şimdiki hâline gelmiş. Kökeni de zaten "denge, tartı" anlamına gelen "deng" kelimesi.

"Densiz" kelimesi "ölçüsüz, saygısız" gibi anlamlar ifade ediyor.

Kısa bir yazı oldu ama yazacak başka bir şey de yok zaten. Daha fazla bir şeyler okumak istiyorsanız yukarıdaki Kişisel Blogum yazan yere tıklayarak yeni açtığım bloga beklerim. :)

Dün Akşam Deprem Oldu  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Marmara'da yaşayanlar hissetmiştir dün akşam deprem oldu. Saat 20:55 civârında meydana gelen 4.8 şiddetindeki deprem umarım öncü bir deprem dalgası değildir. Ayrıca büyük Allâh dostlarının da dediği üzere deprem anında tekbir getirelim.

Neyse ben konuma geçeyim. Yani "deprem" kelimesinin nereden türediğini yazayım. Deprem kelimesi tamamen Türkçe bir kelime olup "yerinden oynamak, kımıldamak, hareket etmek" mânalarına gelen "depremek" fiilinden türemiştir.

Hâlâ "depremek" fiili kullanılıyor mu bilmiyorum eğer bilen varsa bizimle paylaşırsa sevinirim. Bugünlerde bolca duâ etmek lâzım. Beni de duâlarınızda unutmayın.

Türkiye Çanakkale Okuyor.

Arkadaş Kelimesi Nereden Gelmiştir?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Bloguma misafir olan bir arkadaş, arkadaş kelimesini sorgulatmış. Olmadığı için de dolayısıyla bulamamış. Ben de hemen yazayım dedim. Arkadaş kelimesi köken bakımından Türkçe bir kelime. İki rivâyet var. Birincisi 19. yüzyıla kadar kullanılan "ayakdaş" kelimesinin 19. yüzyıldan sonra "arkadaş" olarak değişmesi.

İkinci rivâyete göre ise eski Türkler savaş sırasında arkalarından gelebilecek her türlü saldırıdan kendilerini korumak için bir taşa arkalarını verirlermiş. Bunun ismi ise "arkataş" olarak benimsenmiş. Zamanla bu isim insanlar için de kullanılmaya başlanmış. Karşılıklı arka vermek anlamına gelen bir anlam kazanmış ve kara gününde yanında olanlar için, sana arka verenler, destek olanlar için de kullanılmaya başlanmış. Daha sonra da zamanla "arkadaş" hâline geldi.

İnternette arattığınızda daha çok ikinci rivâyeti bulursunuz. Ancak ben sadece internetle yetinmeyip kitaplardan da araştırdığım için birinci rivâyete de ulaştım ve yazayım dedim.

Türkiye Çanakkale Okuyor.

Çevre Kelimesi Hakkında  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Çevre kelimesi en çok aratılan kelimelerden bir tanesi olarak gözüme çarptı. Belki de hep aynı kişi aratıyordu bilemiyorum. Daha fazla aratan arkadaşı merak içinde bırakmadan yazayım çevre kelimesini.

Çevre kelimesi tamamen Türkçe olan bir kelime. Böyle Türkçe kelimeleri görünce pek bi seviniyorum. Ayrıca yan taraftaki Türkçesi Varken eklentisi için de Wolkanca'ya teşekkürler.

İlk örnekleri 13. yüzyılda görülmeye başlanmıştır. 13. yüzyıldaki bu eserlerde "çövre", "çüvre" ve "çewreg" diye üç çeşit yazım şekli vardı. ("çewreg" doğru sanırım. Bütük kaynaklarda "w" ile geçiyor. Eskiden Türkçe'de "w" var mıydı onu araştırmam lâzım) O zamanki anlamı da bugünkü gibi "etraf, muhit ve civar" anlamlarına geliyordu. Bu da günümüze gelene kadar bugünkü "çevre" yazım şeklini almıştır.

Oldukça detaylı bir araştırma yaptım ancak ortaya bu kadar elde tutulan bir bilgi çıkarabildim. Umarım işinize yarar.

Eğlence Kelimesi  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Blogdaşlarımdan çilekli süt "eğlence" kelimesini ele almamı istemişti. Ben de en kısa sürede inceleyip yazarım diye söz vermiştim.

Eğlence kelimesini iyi anlayabilmek için öncelikle "eğlenmek" fiilini ele almak lazım. "Eğlenmek" fiili "oyalanmak, boşa vakit geçirmek" anlamlarına gelen tamamen Türkçe bir fiil. Hatta "oyala onu" anlamına gelen "eğle onu" diye bir tabir de var diye biliyorum.

Türkiye Türkçesine özgü olan fiilin, yine Türkçe olan "aylanmak" (dolanmak, boşa vakit geçirmek) ve "oyalanmak" fiilleriyle ilişkisi belirsizdir.

Buradan anlaşıldığına göre "eğlence" demek "oyalanmaca" demek. Kökeni ise tamemen Türkiye Türkçe'si.

Cin Gibi Cipil Cipil Gözleriyle...  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Sevgili blogdaşım Vişne Ağacı benden "Kapının dibinde diz çökmüş oturan Salih, cin gibi çıpıl çıpıl gözleriyle herkese bir bir bakarak ne duyup ne düşündüklerini anlamaya çalışıyordu." cümlesindeki "çıpıl çıpıl" kelimesini incelememi istemişti.

Araştırması en uzun süren kelimelerden, hatta en uzun süren kelime bu "çıpıl çıpıl". Çeşitli sözlüklere baktım, internetten araştırdım falan neyse.

Öncelikle bu kelimeyi sanırım Vişne Ağacı yanlış yazdı. Yanlış derken sanırım "i"lerin noktasını koymayı unutmuş. Belki de doğru yazdı. Ben her iki durumu da aşağıya yazıp sonunda ortak bir karara beraberce varırız artık.

Öncelikle blogdaşımın yazdığı şekilde inceleleyelim. "Çıpıl çıpıl" kelimesini TDK'nin sözlüğünde aradım ancak bulamadım. Sözlüğün basımı biraz eskiydi belki yeni sözlüğünde vardır dedim internet sitesinde arattım gene bulamadım. Bunun TDK için utanç verici olduğunu düşündüğümü söylemek isterim. Neyse ben de MEB'in Örnekleriyle Türkçe Sözlük ve Kubbealtı Neşriyat'ın Misalli Büyük Türkçe Sözlük isimli eserlerini inceledim. "Çıpıl çıpıl" kelimesinin "suyun içinde elleri ve ayakları ile çıp çıp ses çıkararak (yıkanmak)" olduğunu öğrendim. Yani bu kelimenin yukarıdaki cümleyle alâkası yok.

"Çıpıl çıpıl"dan sonuç bulamayınca ben de "çipil çipil" kelimesini araştırmaya koyuldum. Sanırım yukarıdaki cümlede de bu ifade kullanılmak istenmiş. Çünkü gözle ve bakmak fiiliyle alâkalı bir kelime bu. İnternette böyle bir kullanım buldum ancak sözlüklerde sadece "çipil" olan isim hâlini bulabildim. Ama oradaki verilen kelime ise "cipil cipil"di. Ekşisözlük'teki bir tanıma göre "cipil cipil", "böcek gibi boncuk boncuk, sakin sakin, dingin ve heyecanli bakan" demekmiş. "Çipil" de isim olarak "ağrılı ve kirpikleri dökülmüş göz" anlamına gelmektedir.

Yukarıdaki yazıya bu kelimeleri uygulayalım ve en mantıklı ifade hangisi çıkarsa onu doğru kabul edelim. Öncelikle "çıpıl çıpıl" kelimesi gözle alakalı bir şey olmadığı için karıştırmaya gerek yok.
"Cipil cipil" zarfını uygularsak "cin gibi" edatına uygun olduğu için mantıklı bir anlam ortaya çıkıyor. Eğer "çipil" olan ismi ikileme sûretiyle zarf yapıp kullanırsak "cin gibi" edatına muhâlif "hastalıklı göz" anlamı ortaya çıktığı için bu da olmuyor. Bence -ki bu kişisel görüşümdür bilimsel bir yanı yoktur- en doğru olanı "cipil cipil" zarfını kullanmaktır.

Biraz uzun ve karışık bir yazı olduğunun farkındayım. Kusuruma bakmayın artık.

Tüm Kelimesinin Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Blograzzi'deki sayfama "tüm" kelimesini araştırmam için ricada bulunmuştu ahmetdursun04 nickli bir blogdaş. Ben de söz vermiştim araştırırım diye. Nasip bugüneymiş araştırıp yazıyorum işte.

"Tüm" kelimesi kökeni Türkçe bir kelime. (Sanırım blogumda yazdığım ilk Türkçe kökenli kelime bu. Ne kadar vahim bir durumdayız anladınız sanırım.) Bilinen en eski kökeni Eski Uygurca'ya dayanan bir kelime. Eski Uygurca'da "tüğel, tükel" kelimesi "tam, tamamiyle" gibi anlamlara gelmektedir. "Tüm" şeklindeki ilk kullanım ise Dede Korkut hikâyelerinde görülmüştür. Daha sonra günümüze kadar bünyesine farklı anlamlar (top, küme, bütün) katarak gelmiştir.

"Gibi"deki Nal Sesleri  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Bugün söz verdiğim bir şeyi yazmak istiyorum. Sağolsun Blograzzi'deki profilime bloguma koymam için çeşitli kelimelerin etimolojisini yorum olarak göndermiş Bisgen. Ben de ona en kısa sürede koyacağım demiştim. Sırasıyla hepsini koyacağım buraya...Tekrar çok teşekkürler Bisgen...

Bisgen'in ilk gönderdiği kelime "gibi" kelimesi. Kendisi kaynağıyla beraber göndermiş ben de verdiği kaynaktan araştırdım ve buraya olduğu gibi yazacağım.

Verdiği kaynaktan başka hiçbir yerde "gibi" kelimesiyle ilgili bir bilgi yok.(Tabi benim gibi oradan alanlar hariç)Sunay Akın'ın Çınar Yayınları Önce Çocuklar ve Kadınlar sayfa 22'de ve Cumhuriyet Gazetesi'nin 08.01.2006 tarihli köşesinde bahsettiğine göre:

"Türkler otomobillerinden önce atlarına düşkündüler! Öyle ki, atımız öldüğünde derisini yüzer ve içini samanla doldururduk. Yani, ayrılmak istemezdik bu sadık dostumuzdan. Orta Asya''da yaşadığımız yüzyıllar öncesinde, içi saman dolu at heykellerine ''kipi'' derdik. Bu sözcük, Türkçemizde ''gibi'' ye dönüşerek, dörtnala koşmaya devam etmektedir."

Yukarıda da okuduğunuz gibi "gibi" kelimesi tamamen farklı bir anlam ifade eden "kipi" kelimesinden türemiş. Aslında bana sorarsanız aklıma pek yatmadı. Aralarında bir anlam birliği bile yok. Her zaman dediğim gibi yazdıklarım kesin doğru diye bir şey yok. Ama Sunay Akın gibi biri yazdıysa doğrudur da diyorum içimden...

"Kahve Altı" "Kahvaltı"  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Biraz önce blogumun altında yer alan "Kim Nereden Gelmiş?" eklentisine baktığımda bi arkadaşımızın "kahvaltı" kelimesini arattırdığını gördüm. Tabiki bulamadı çok mahcup oldum utandım hemen araştırıp yazmaya başladım. Arkadaşlar eğer merak ettiğiniz kelimeler varsa, araştıracak vaktiniz de yoksa yorum olarak yazın ben araştırıp yazayım. Hem benim için de bir kaynak olur.

Evet gelelim "kahvaltı"ya. Çoğumuz biliyodur "kahve altı"ndan geldiğini. Eski topraklar diye bahsettiğimiz dedelerimiz acı bir kahve içmeden önce mutlaka bir şeyler atıştırırmış. Onun için "kahveden önce yenilen" anlamına gelen "kahve altı" denirmiş. Sonraları ise söylenmesi daha kolay olduğu için "kahvaltı" olarak geçmiş dilimize.

Eğer bu anlatımımdan bir şey anlamadıysanız işin gramatiksel yönüne bakalım. Buna Türk Dil Bilimcileri "ünlü erimesi" diyor. Yani iki ünlü olan "a" ve "e" kelimesi karşılaşıyor. "a" sesi "e" sesinden daha kuvvetli olduğu için "e" sesini eritiyor.

Umarım anlatabilmişimdir. Bence siz "kahve altı" yapmayın "çay altı" yapın daha sağlıklı...

Clicky Web Analytics