Farscadan Gecen Kelimeler etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Nargile Kelimesinin Kökeni  

Yazının Sahibi: kabakmeltemi Kategorisi:

Doğu kültürünün önemli bir parçası, geleneksel tütün içme aracı nargilenin ismi Farsça "hindistancevizi" anlamına gelen "nargil"den geliyor. Arapça "narcil" denen nargilenin ilk örnekleri Hindistan'da, hindistancevizinin içi boşaltıldıktan sonra kabuğuna bir kamış sokularak yapılmıştır. Zamanla hindistancevizi yerine kabak kullanılmaya başlanmış, kullananların artmasıyla beraber porselen, bronz, cam, gümüş gibi malzemeler nargile yapımında kullanılır olmuştur.

Eski tiryakiler, iyi bir nargile içiminde ortamda olması gerekenleri "maşa, meşe, köşe, Ayşe" sözüyle özetlerdi. En iyi köz olan meşe közünü karıştırmak için maşa, oturup keyif yapılacak güzel bir köşe ve bu arada tiryakinin çay, kahve gibi isteklerini karşılayacak olan bir Ayşe için...

Bu yazımda size, Arapça ve Farsça'dan Türkçe'ye geçen sıfatların, Türkçe'de nasıl adlaştığını göstereceğim.

Ülkeler günümüzde birbirleriyle savaşırken, daha çok soğuk savaşı tercih ederler. Soğuk savaş derken şunu kastedebiliriz: Ekonomik, psikolojik, dil ve kültür savaşı... Bunlardan dil ve kültür savaşı o kadar ciddi boyutlara ulaşıyor ki, bir zaman bakıyorsun o milletten eser kalmamış ve yok olmaya yüz tutmuş. Bu tutum çok eski zamanlara kadar dayanır. Milletler savaşıp yenemedikleri ülkeleri, en zayıf noktaları olan dilleri ve kültürleri ile mağlup etmeye çalışmışlardır. Şu anda, Türkler üzerinde oynanan politika da bundan ibarettir. Ne yazık ki Türkler, mankurtlaştırılıyor! Geçmişini bilmeyen, tanımayan gençler yetiştiriliyor. Her yeni kuşak bir öncekini reddediyor, geçmişinden ve atalarının yaptıklarından utanıyor. Bilinçsiz, sorumluluk duygusundan uzak, başıboş nesiller meydana geliyor. Bu şekilde millet, sosyal bunalıma giriyor ve ülkede kutuplaşmalar meydana geliyor. Her neyse, çok uzattım, son olarak şunu söylemek istiyorum: Millletler arası kelime alışverişi gereklidir, fakat bu kelime alışverişinde; halkımızın kullandığı su kelimesi yerine âb, ay yüzlü sıfatının yerine mâh-çehre... gibi tamamıyla yabancı kelimeleri tercih etmemeliyiz. Fakat, o kadar güçlü bir dile sahibiz ki, aldığımız yabancı kelimeleri, dilimizde Türkçeleri olmasına rağmen Türkçeleştirmekten ve kendi dilimizin mahsûlü haline getirmekten geri kalmıyoruz. Aşağıdaki örneklerde bunu, en bariz şekilde göreceksiniz:

Lahmacun: Bu sözcüğün "macun"la ilgisi dolaylıdır. Arapça'da "acin" yoğrulmuş (macun o kökten gelir), "lahm" ise "et" demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et...

Sehpa: Farsça’da seh (üç) ve pa (ayak) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Anlamı üç ayaklı demektir.

Sizlerin Sâyesinde!  

Yazının Sahibi: karazade Kategorisi:

Sâye kelimesi, Farsça gölge anlamına gelir. Bu kelimedeki -niz iyelik eki ve -de bulunma hâli eki cümleye, "Gölgenizde, korumanızda" anlamı verir. Bir insana veya topluluğa sâyenizde demek: " Sizin gölgeniz korudu beni, gölgenizle birlikte başarılar edindim, istediklerime kavuştum, gölgeniz bana arka çıktı, gölgeniz yanımda oldu, bana doğruları gösterdi, belki de hayatı anlamamı sağladı...vb " demektir.


"Çoğumuz, birçok kelimenin ne anlama geldiğini bilmeden kullanmaktayız. Biz sizlerin sâyesinde, bu kelimelerin biraz olsun menşeileri hakkında bilgi vermeye çalışıyoruz. Eğer sizler bu kelimelerin anlamını bilseydiniz, herhalde bizler bu kelimeleri "Laf olsun torba dolsun" mantığıyla yazmayacaktık. Ve böylece bize bir sorumluluk düşmeyecekti. Her şey sizin sâyenizde... " Diye düşünürken acaba "Sâyenizde" basit sözcüğünün kökü ne ve dilimize nereden geldi, diye kendime sordum. Biraz düşündükten sonra bunun, Osmanlıca dersinde öğrendiğimiz sâye (gölge) sözcüğüyle bir ilişkisi olabileceği aklıma geldi. Yaptığım araştırmalar sonucunda da yanılmadığımın farkına vardım ve bunu sizinle paylaşmamın faydalı olabileceğini düşündüğümden yazmaya karar verdim.


Bugün, bu kelime, bazı durumlarda anlatım bozukluğuna sebep olmaktadır. Bu durumu uygun bir örnekle kısaca açıklığa kavuşturduktan sonra yazıma son vereceğim. Ercan Saatçi'nin "Sâyenizde" adlı şarkısını bilirsiniz. Şimdi size bu şarkının bir dörtlüğünden yola çıkarak, bu kelimenin neden anlatım bozukluğuna yol açtığını açıklayacağım.


Ne gülerim ne de kızarım,
Ne de arkasından ağlarım.
Yüreğim aşklara küstü sâyenizde,
E bıktım artık fahişe gönüllerden.


Kulağa hoş gelen, insanı hafiften isyana sürükleyen bu şarkıyı incelediğimizde "Sâye" sözcüğünün yerinde kullanılmadığını görürüz. Sâye sözcüğü olumlu pekiştireç olup; (senin / onun) yüzünden sözcüğü olumsuz pekiştireçtir. İki sözcüğün kullanım yerlerinin karıştırılması da çoğu zaman anlatım bozukluğuna sebep olur.

Bendeniz Kelimesinin Etimolojisi  

Yazının Sahibi: karazade Kategorisi:

Bloğumda emeği geçen ve yardımlarını benden hiçbir zaman esirgemeyen çok sevdiğim Bendeniz ablayla yazışırken, aklımdan ona bir jestte bulunmalıyım diye geçirdim ve isminin etimolojisini yazmaya karar verdim.

Bu sözcüğün ne "Ben" adılıyla, ne de "Deniz"le bir ilgisi vardır; ancak sondaki "-Niz" eki Türkçe'dir. "Bende", Farsça'da, "Kul, tutsak" demektir. Yani kişi kendini sunarken - eski dönemlerin aşırı nezaketiyle -, "Ben kulunuz X kişi," diye sunar; bu da öyle konuşmalarla geçmişten günümüze gelmiş.

"Bende" Divan edebiyatında “Kul, çâker, gulâm, esîr” gibi kelimelerle ifade edilir. Divan edebiyatında sevgili padişah; âşık ise onun kulu ve kölesidir. Âşık ona ulaşmak için her türlü ezâ ve cefâya razıdır.

Tasavvuf edebiyatında da böyle bir sembolik anlayışın hüküm sürdüğü görülür; mutasavvıf şairler kendilerini Allah'ın kölesi gibi görürler ve Allah'a ulaşmak için nefislerini tasavvuf yolunda yok ederler.

Bende kelimesi, günümüzde “Bendeniz’’ kelimesiyle varlığını sürdürmekte; fakat çoğu kişi bu kelimenin kökünün hâlâ “Bende” (köle) olduğunu bilmemektedir.

Umut ve Ümit Kelimeleri  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Yeni blogdaşlarımdan Dide, bana oldukça zor bir ödev verdi. Zordan kastım etimolojik olarak değil, anlamsal olarak. Verdiği kelimeler "umut" ve "ümit" kelimeleri. Aralarında etimolojik olarak fark olmamakla birlikte kimilerine göre aralarında anlamsal farklar var. Bence bu kavram kişiden kişiye değişir. Kimine göre "umut" "ümit"ten daha kapsamlı bir duygudur. Kimine göre ise "ümit etmek" "ummak"tan daha çok anlam ifade eder. Neyse ben etimolojik olarak inceleyeyim de anlam katmak size kalsın.

"Umut" ve "ümit" kelimeleri her ikisi de dilimize Farsça'dan geçmişlerdir. Aslında "umut" kelimesi için iki ihtimâl var. Birisi "ummak" fiil masdarından gelip tamamen Türkçe olduğu; diğeri ise Farsça "umed" kelimesinin sonundaki "d" sesinin "t"ye dönüşerek dilimize geçtiği. Baktığım kaynaklardan bazıları bu ihtimâllerden birini, bazıları da ikisini birden vermiş.

"Ümit" kelimesi de aynı şekilde Farsça'daki "umed" kelimesinden dilimize geçmiş. Orta Farsça'da ise bu kelime "ummed" diye telaffuz ediliyormuş. Bazı dilbilimcilere göre "ümit" kelimesi, Türkçe olan "umut" kelimesinden türetilmiştir dese de bu görüş, dayanaktan yoksundur.

Umutlarınızın hiç tükenmemesi dileğiyle...

Kalpazan Kelimesi  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Artık arkadaşlarım da böyle bir blog yazdığımı öğrenmeye başladılar. Fazla kimseye söylemedim zaten. Sadece yurttakilere söylesem günde 100 ayrı kişi girer. Neyse, öğrenen arkadaşlarımdan biri olan aynı zamanda hemşehrim olan Salih de bana "kalpazan" kelimesinin kökenini sordu. Ben de en kısa zamanda yazacağımı buradan takip etmesini istedim.

Biliyorsunuz "kalpazan" kelimesi "sahte para basan" anlamına gelmektedir. Dilimize Farsça "kalbzan" kelimesinden geçmiştir. Anlamı ise bizdeki gibidir, aynıdır. Farsça olan bu kelime aslında Arapça ve Farsça olan iki kelimenin birleşmesinden oluşmuştur. Arapça'da "bozuk" anlamına gelen "kalb" kelimesi ile Farsça "darp etmek, vurmak" anlamına gelen "zan" kelimesinden oluşmuştur.

Umarım faydalı olmuştur hemşehrim Salih. Sayende biz de bir şeyler öğrenmiş olduk.

Nevruz Kelimesinin Hikâyesi  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Bugün bildiğiniz üzere Nevruz Bayramı. Ben de fırsattan istifade "Nevruz" isminin anlamını ve etimolojisini yazayım dedim. Kaynak olarak da Vikipedi'deyi kullandım.

Nevruz kelimesi Farsça bir kelime. Kelimenin aslı da Eski Farsça'dan gelmektedir. Eski Farsça'da "nava" kelimesi "yeni", "rezanh" kelimesi de "gün, gün ışığı" anlamlarına gelmektedir. Günümüzde kullanılan Farsça'da da hâlâ aynı anlamda kullanılmaktadır. "Nev" kelimesi "yeni", "ruz" kelimesi de "gün" anlamına gelmektedir. Yani "nevruz"un anlamı "yeni gün"dür.

Niçin "yeni gün" anlamında olduğunu da belirteyim ve yazıyı sonlandırayım. Oniki Hayvanlı Takvim'e ve Celali Takvim'e göre 21 Mart gün yılın ilk günü kabul edilmiştir. Yani onlara göre yılbaşıdır. Bu yüzden "yeni gün" anlamına gelen "nevruz" ismi verilmiştir.

Umarım faydalı olabilmişimdir. Eksiklerim elbette var. Ben bir etimolog değilim. Sadece hobi için böyle bir blogum var. Anlayışla karşılamanız ümidiyle.

(Son paragrafı posta yoluyla gelen bir eleştiri yüzünden yazdım. Dikkate almasanız da olur.)


Hasta Oldum  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: ,

Bugün biraz hastayım. Boğazım ağrıyor. Yutkundukça ve öksürdükçe daralıyor sanki boğazım. Daralma sonucu da büyük bir sızı beliriyor. Dualarınızı bekliyorum artık. Ben de bu vesileyle "hasta" sözcüğünün nereden geldiğini yazayım bari.

"Hasta" kelimesi dilimize Farsça'dan geçmiştir. Farsça "xasta" kelimesinden dilimize geçmiş. Sanırım telaffuzları aynı. Çünkü araştırdığım yazılı kaynaklarda hep "xasta" biçiminde yazıldığı için, Farsça da bilmediğim için telaffuzunu da bilmiyorum.

Yazım çok kısa oldu farkındayım ama anlayışınıza sığınıyorum. Mâlum yukarıda da bahsettim biraz hastacayım. Fazla sürmez umarım.



Türkiye Çanakkale Okuyor.

Dem Kelimesi  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: ,

Blogdaşım okyanustaki rüzgar dem kelimesinin anlamlarını yazıp herkesin öğrenmesini istedi ben de söz vermiştim. Ancak Afyonkarahisar'da olduğum için pek fazla vaktim olmadı nete girmek için ben de İstanbul'a gelir gelmez hemen yazıyorum işte.

Dem kelimesinin bildiğiniz gibi iki anlamı var. Birinci anlamı vakit. Vakit manasına gelen dem kelimesi dilimize Farsça'daki nefes, vakit ve zaman anlamlarına gelen dam kelimesinden geçmiş.

Diğer anlamı ise çayın kıvamı için kullandığımız bir terim. Bu da dilimize Arapça'daki dam kelimesinden geçmiş. Arapça'daki anlamı kan demekmiş. Sanırım "tavşan kanı" çay derken bunu kastediyorlar.

Okyanustaki rüzgar bu kelimeyi çok kullanıyor. Yorum olarak o daha da açıklar umarım. Benim adım Hıdır, elimden gelen budur. Kusura bakmayın artık...

Serzeniş Kelimesinin Anlamı ve Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Her zaman diyordum takıldığınız, merak ettiğiniz kelimeler varsa bana sorun ben araştırayım diye. Bugüne kadar 2-3 talep geldi ve onları açıklayıp yazdım. En son kelime talebi sevgili Kesmeşeker arkadaşımdan geldi. Kendisi bana serzeniş ve sobelemek kelimesini sordu. Ben de bu yazımda sadece "Serzeniş"ten bahsedeceğim. "Sobelemek" daha sonra gelecek.

Serzeniş kelimesi tam olarak "başa kakma" manasına gelse de bizler bu kelimeyi daha çok "yakınma", "kendi kendine üzülme" anlamlarında kullanıyoruz.

Serzeniş kelimesini etimolojik olarak ele aldığımızda "serzeniş"in Türkçemize Farsça'dan girdiğini anlıyoruz. Farsça'da "Sar Zaniş" olan bu kelime, bileşik bir isimdir. Farsça'da "sar" bizdeki deyimiyle "ser", "baş" anlamına geliyor. "Zaniş" ise "vurmak, çarpmak, kakmak" anlamlarına geliyor. Böylece bu iki ismin birleşmesinden "başa kakma" manasına gelen "serzeniş" kelimesi çıkıyor.

Umarım faydalı olabilmişimdir. İmlâ hatası falan varsa affola! "Sobelemek"i de en kısa sürede hazırlarım Kesmeşeker.

Kumbara Kelimesi Hakkında  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Daha önceki girdilerimde hep söylüyordum eğer aklınıza takılan kelimeler varsa sorun ben de araştırayım diye. Böylece hem sizin merakınızı gidermiş oluyorum, hem boş vakitlerimi değerlendiriyorum, hem ben de birşeyler öğreniyorum hem de size faydalı oluyorum. ( Bu "hem hemler" bitmez.)

Mavimantar nickli arkadaşımız ben memleketteyken "kumbara" kelimesini sormuştu. Ben de İstanbul'a dönünce araştırıp yazacağımı söylemiştim. Hemen de araştırmaya başladım zaten.

Ortaya çıkan sonuca göre "kumbara" kelimesi Türkçe'ye Farsça "xumbara" dan geçmiş. "Xumbara" Farsça'da "küçük küp" demek. Biraz daha kelimenin detayına inersek "xum" Farsça'da "küp" demek. "Bara" kelimesi de anladığınız üzere "küçük" anlamında kullanılıyor.

Mavimantar, umarım faydalı olmuştur. Neymiş? "Kumbara", "kum gibi para"dan gelmiyormuş. :) Aslında ufaklıkları kandırmak için kullanılabilir bu ifade. Eğer paranı kumbarada biriktirirsen kum gibi paran olacak falan diye...

Clicky Web Analytics