Türk Dili Hakkında Birkaç Düşünce - Lahmacun ve Sehpa Kelimeleri
Yazının Sahibi: karazade Kategorisi: Arapcadan Gecen Kelimeler, Farscadan Gecen Kelimeler, Makaleler
Bu yazımda size, Arapça ve Farsça'dan Türkçe'ye geçen sıfatların, Türkçe'de nasıl adlaştığını göstereceğim.
Ülkeler günümüzde birbirleriyle savaşırken, daha çok soğuk savaşı tercih ederler. Soğuk savaş derken şunu kastedebiliriz: Ekonomik, psikolojik, dil ve kültür savaşı... Bunlardan dil ve kültür savaşı o kadar ciddi boyutlara ulaşıyor ki, bir zaman bakıyorsun o milletten eser kalmamış ve yok olmaya yüz tutmuş. Bu tutum çok eski zamanlara kadar dayanır. Milletler savaşıp yenemedikleri ülkeleri, en zayıf noktaları olan dilleri ve kültürleri ile mağlup etmeye çalışmışlardır. Şu anda, Türkler üzerinde oynanan politika da bundan ibarettir. Ne yazık ki Türkler, mankurtlaştırılıyor! Geçmişini bilmeyen, tanımayan gençler yetiştiriliyor. Her yeni kuşak bir öncekini reddediyor, geçmişinden ve atalarının yaptıklarından utanıyor. Bilinçsiz, sorumluluk duygusundan uzak, başıboş nesiller meydana geliyor. Bu şekilde millet, sosyal bunalıma giriyor ve ülkede kutuplaşmalar meydana geliyor. Her neyse, çok uzattım, son olarak şunu söylemek istiyorum: Millletler arası kelime alışverişi gereklidir, fakat bu kelime alışverişinde; halkımızın kullandığı su kelimesi yerine âb, ay yüzlü sıfatının yerine mâh-çehre... gibi tamamıyla yabancı kelimeleri tercih etmemeliyiz. Fakat, o kadar güçlü bir dile sahibiz ki, aldığımız yabancı kelimeleri, dilimizde Türkçeleri olmasına rağmen Türkçeleştirmekten ve kendi dilimizin mahsûlü haline getirmekten geri kalmıyoruz. Aşağıdaki örneklerde bunu, en bariz şekilde göreceksiniz:
Lahmacun: Bu sözcüğün "macun"la ilgisi dolaylıdır. Arapça'da "acin" yoğrulmuş (macun o kökten gelir), "lahm" ise "et" demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et...
Sehpa: Farsça’da seh (üç) ve pa (ayak) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Anlamı üç ayaklı demektir.
Tekâüt Kelimesinin Anlamı ve Menşei
Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: Arapcadan Gecen Kelimeler
Kelimelerin Soyağacı' nın sıkı takipçilerinden MonteCito bana mail yoluyla güzel bir kelime verdi yazmam için. Kendisinin aklına çok takılan ve eskilerden duyduğu bu kelimeyi ben de ilk defa duymuştum. Belki de daha önce duymuşumdur da ne olduğunu bilmiyordum. Hemen araştırmaya başladım ben de. Kelimemiz Arapça bir kelime olan "tekâüt" sözcüğü. Fazla uzatmadan kelimenin köklerine inmeye başlayalım.
"Tekâüt" kelimesinin anlamı "emekliye ayrılmak" demek. Arapça'dan dilimize geçen bu sözcüğün Arapça'daki yazılışı ise تقاعد şeklinde. Kelimemizin menşei ise(kaade) قعد fiil-i mâzîsi. Gene bu kökten türeyen eskilerden oldukça sık duyduğumuz bir başka kelime var ki o da "mütekâit" kelimesi. O da Arapça'da متقاعد şeklinde yazılıyor. Hepimiz duymuşuzdur "Mütekâit Paşa" ünvânını. Tahmin edebileceğiniz gibi "emekli paşa" anlamına gelmektedir.
Biliyorsunuz Mayıs'ın 5'i ve 6' sı Hıdırellez Bayramı olarak kutlanmakta. Ben de blogdaşım Bünyaz'da gördüğüm, onun da Zaman Gazetesi yazarlarından Ahmed Şahin' den alıntıladığı yazıyı buraya alıyorum. Sayın Şahin' in yazısının Hıdırellez isminin kökeni ile ilgili olan kısmı şöyle:
"Her ülke ve bölgede farklı âdet ve alışkanlıklarla kutlanan bu Hıdırellez bayramının aslı nedir, nasıl olup da tarihten önceki devirlerde başlatılan bir bayram günümüze kadar gelmeyi başarmıştır? Hızır-İlyas bayramı nasıl olup da Hıdırellez olup çıkmıştır?
Bu konudaki birçok farklı rivayetleri birleştirerek özetleyecek olursak, yaşanmış şöyle bir olay çıkar karşımıza.
Hazreti Musa Aleyhisselam zamanında bir hükümdarın tek oğlu kendini dini hizmete verir, babasının hükümdarlığı, saltanatı, şan ve şöhreti onu tatmin etmez. Bu, Rabb'imizin de hoşuna gider. Ona kerametler ihsan eder. Nitekim irşat için geçtiği yerlerde bastığı çorak topraklar, yürüdüğü yol kenarları, oturduğu kuru zeminler yemyeşil hale gelir, bahar çiçekleri açmaya başlar. Arapçada yeşilin bir adı (hazr) olduğundan çorak yerlerin yeşillendiğini gören halk, 'buradan bastığı yeri yeşillendiren genç geçmiştir' manasında Hızır geçmiştir diyerek gence Hızır adını verirler. Artık halkın dilinde Hızır adını almış olan bu genç, mayısın başlarında görmeyi çok istediği İlyas Peygamber'le de bir buluşma gerçekleştirir. Bu buluşmaya büyük değer veren halk, iki sevilen insanın buluştuğu bu günü Hızır-İlyas bayramı olarak ilan ederler. Dilden dile söylene söylene Hızır-İlyas bayramı, Hıdırellez bayramı olarak gelir. Tıpkı Hoca merhumun, oğlunuzun adını "Eyyüb" koyarsanız dikkatli söyleyin, söylene söylene "ip" kalır, demesi gibi olur. Hızır-İlyas isimleri söylene söylene Hıdırellez şeklini alır."
Çizgileri kendine has olan, devamlı bulut ve kedi resmi çizen blogdaşlarımdan Kabak Meltemi de "halhal" kelimesini yazmamı istemişti. Ben de araştırdım ve buldum bir şeyler. Uzun bir yazı olmayacak çünkü Arapça'dan direk dilimize geçmiş bir kelime.
"Halhal" kelimesi Arapça'da da aynı şekilde okunuyor. Arapça bilenler zaten bilir, "hı-lam-hı-lam" harflerinden oluşan bir kelime. Anlamı da aynı şekilde "ayak bileziği."
Yazımız oldukça kısa oldu görüyorsunuz. En iyisi Barış Manço'nun şarkısını da koyalım da uzasın biraz. :) Zaten Kabak Meltemi de bu soruyu Barış Manço'nun o şarkısı aklına geldiği için sormuştu. Buyrun o şarkının sözleri:
Halhal, halhal, halhal, halhal, halhal
Akşam olup gün batınca dağlara hüzün çökünce
Lale sümbül boynun eğip kurt kuzuya kem bakınca
Köye döner nazo gelin yavru ceylan gibi kaçar
Seke seke çaydan geçer nazo gelin ayağına takar halhal
Bir bakışı canlar yakar gülüşüne cihan değer
Nazo gelin ayağına takar halhal
Ayağında gümüş halhal ince nakış gümüş halhal
Yavru ceylan gibi kaçar seke seke çaydan geçer
Nazo gelin ayağına takar halhal
Bir bakışı canlar yakar gülüşüne cihan değer
Nazo gelin ayağına takar halhal
Halhal, halhal, halhal, halhal, halhal
Yedi köyün yiğitleri ağaları ve beyleri
Boş yere durmuş beklerler yaralıdır yürekleri
Gitti gelmez nazo gelin yavru ceylan gibi kaçar
Seke seke çaydan geçer nazo gelin ayağına takar halhal
Bir bakışı canlar yakar gülüşüne cihan değer
Nazo gelin ayağına takar halhal
Ayağında gümüş halhal ince nakış gümüş halhal
Yavru ceylan gibi kaçar seke seke çaydan geçer
Nazo gelin ayağına takar halhal
Cemaziyelevvel ve Cemaziyelâhir Kelimeleri
Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: Arapcadan Gecen Kelimeler
Zaman zaman duymuş, yahut okumuşsunuzdur. Eğer birisinin geçmişiyle ilgili olumsuzluklardan bahsediliyorsa, "Biz onun cemaziyelevvelini biliriz!" denir.
Cemaziyelevvel, hicrî takvimdeki ayların beşincisinin ismidir. Bunu takip eden aya da cemaziyelâhir adı verilmiştir. Kelimelerin aslı Arapça "Cumâdu'l-ûla" ve "Cumâdu'l-âhire"dir. Arabistan'da takvimin yürürlüğe girdiği zamanlarda iki ay boyunca yağmursuzluktan kaynaklar kurumuş. Buna bakılarak da bu aylara cumâdu'l-ûla (ilk kuraklık) ve cumâdu'l-âhire (son kuraklık) adları konulmuş.
Cemaziyelevvel ve âhiri halkın üç aylar olarak bildiği Receb, Şaban, Ramazan aylarını takip eder. Bunun için eski haminneler bu iki aya "büyük tövbe, küçük tövbe" adını koymuşlarmış.
Enkaz Kelimesinin Kullanımı ve Kökeni
Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: Arapcadan Gecen Kelimeler
Bu sıralar yazmam gereken bir sürü kelime var. Bazı blogdaşlar baskı yapıyor. Haklılar da. İlk önce onlar verdiler ama hâlâ onların verdikleri kelimeleri yazamadım. Bundan sonra o kelimelere ağırlık vereceğim.
İşte bu blogdaşlarımdan birisi ve en genci olan Zamansız, benden "enkaz" kelimesini yazmamı istemişti. Ben de "memnuniyetle" demiş ve araştırmaya koyulmuştum. Zaten fazla kafa karıştıracak bir durum da yok zaten. O yüzden kısa bir yazı olacak.
Biliyorsunuz "enkaz" kelimesinin anlamı "yıkıntı, çöküntü" demek. Ancak dilimize geçtiği dil olan Arapça'daki anlamı bu kelimelerin çoğul hâli. Yani "yıkıntılar, döküntüler" anlamında. O yüzden "enkazlar" diye bir kullanım yanlış olur. O zaman "yıkıntılarlar" diye bir kelime ortaya çıkar. Arapça bilgisi olan demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. "Enkaz" kelimesi Arapça'da cemî bir isimdir. Yani "çokluk" için kullanılır. İşte bu kelimenin Arapçası, Arabî harfler olan "elif-nun-gaf-zı" harflerinden oluşmaktadır.
Allah kimseyi enkaz altında bırakmasın...
Bloguma Google'da çeşitli kelimelerin soyağacını arattırarak gelen ziyaretçiler var. Ne yazık ki yorum yapmadan gidiyorlar. Zaten bloglara blog sahiplerinden başka yorum yapan yok. Oysaki gelseler bir teşekkür mesajı yazsalar, istedikleri bilgiye ulaşamadıkları zaman da araştırmamızı isteseler ne güzel olur. Neyse işte bir arkadaşımız da "bakkal" kelimesini aratarak bloguma gelmiş. Ben de araştırdım ve yazıyorum.
"Bakkal" kelimesi de Arapça'daki "be-kaf(şeddeli)-lam" harflerinden oluşan aynı şekilde okunan kelimeden dilimize girmiş. Anlamı ise "sebze satan kimse, manav" imiş. Zaten Arapça'da "bakl" yani "be-kaf-lam"dan oluşan kelime "sebze" demekmiş. Bizim dilimize de bir sebzenin adı olarak geçmiş zaten. "Bakla" kelimesini de böylece aradan çıkarmış olduk.
Arapça'daki anlamı dediğim gibi daha çok "manav" imiş. Ama Türkçe'de ise "sebze dahil çeşitli gıda ürünleri satan kişi" ye denir. Burada bir noktaya değinmek istiyorum. "Bakkal" şahıs için kullanılır. Mekan için ise "bakkaliye" kelimesi kullanılır. Bunu bazen yanlış kullanabiliyoruz. Dikkat etmek lazım.
Ne yazsam diye düşünüyordum aklıma "kelime" kelimesi geldi. Zaten dün de bir yerde öğrenmiştim etimolojisini yazayım dedim.
"Kelime" dilimize Arapça'dan geçmiştir. Arapçası'da aynıdır. Arapça'daki "kef-lam-mim" harflerinden müteşekkildir. Ancak bunun bir de sözlük anlamı var. Bizim bildiğimiz terim anlamı. Sözlük anlamı ise "atmak" tır. Dil bilimciler bir araya gelmişler ve "ağızdan atılan, çıkan seslere" "kelime" diyelim demişler. Böylece "kelime" de dil biliminin bir terimi olmuş.
Biraz karışık bir anlatım oldu ama idare edin artık. Anlamıdığınız yer varsa tekrar açıklarım. Kısacası "kelime"nin iki anlamı vardır. Sözlük anlamı "atmak", terim anlamı ise "ağızdan atılan sözcükler" için kullanılmaktadır.
Bir misafirimiz "cebir" kelimesini aratarak ulaşmış bloguma. Biliyorsunuz ben de hemen yazıyorum böyle şeyleri. Sırada daha yazacak 20'den fazla kelime var. Umarım sıkılmazsınız.
Neyse "cebir" kelimesi deyince bizim aklımıza direk matematiğin bir dalı olan "cebir" gelir. Oysa "cebir" in bundan farklı anlamları da vardır. Öncelikle "cebir" kelimesi dilimize Arapça'dan geçmiştir. Arapça'daki cim, be ve ra harflerinden oluşmuş olan "birleştirdi" ve "güç kullandı" anlamlarına gelen "cebera" fiilinden türemiştir. Birden fazla anlamları vardır:
1. Kırık kemiği kaynaştırma
2. Sentez
3. Güç, zor, şiddet (Cebren ve hîle ile aziz vatanın... M. Kemal Atatürk)
Matematikteki anlamı "kırık kemiği bütünleme" anlamından türetilmiş olup 9. yy Arap matematikçisi İbn Musa el-Hwarizmī'nin Kitābu'l-cabr wa'l-muqābala adlı eserinden alınmıştır. Arapça kökün iki anlam grubu arasındaki ilişki açık değildir. Fransızca'daki algèbre, İngilizce'deki algebra (matematikte cebir) biçimleri Arapça'dan alınmıştır.
Ek bilgi olması için:
Cabbar, ceberrut, icbar, mecbur, mücbir kelimeleri de aynı kökenden gelmiştir.
Cami Kelimesinin Anlamı ve Kökeni
Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: Arapcadan Gecen Kelimeler
Bloguma hangi kelimeleri arayarak geldiklerine bakarken blogumda mevcut olmayan bazı kelimelerle de bloguma geldiklerini görüyorum. Ben de o kelimeleri fırsat buldukça buraya yazmaya çalışıyorum ki misafire ayıp olmasın.
Bu kelimelerden birisi de "cami" kelimesi. Hepimizin de bildiği üzere "cami" Arapça bir kelime. Anlamı ise "toplayan, bir araya getiren" demek. Dinî bir terim olarak manası ise "namaz kılacak müslümanları bir araya getiren yer". "Cami" kelimesi Arapça'daki "cemea", "topladı, cem etti" fiili mazisinden (geçmiş zamandan) ismi fâil gelmektedir.
Yukarıdaki anlamı ilk aklımıza gelen anlamı. Bir diğer anlamı ise Allah'ımızın 99 isminden biri olan الجامع diye yazılan kelime anlamı ise istediğini istediği şekilde, istediği zaman, istediği yerde toplayan demektir.
Buradaki anlamı da gene "toplayan" manasınadır zaten. Ek bilgi olması açısından yazdım.
Arapça karakterlerle yazabilseydim daha da güzel olurdu ama.
Dem Kelimesi
Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: Arapcadan Gecen Kelimeler, Farscadan Gecen Kelimeler
Blogdaşım okyanustaki rüzgar dem kelimesinin anlamlarını yazıp herkesin öğrenmesini istedi ben de söz vermiştim. Ancak Afyonkarahisar'da olduğum için pek fazla vaktim olmadı nete girmek için ben de İstanbul'a gelir gelmez hemen yazıyorum işte.
Dem kelimesinin bildiğiniz gibi iki anlamı var. Birinci anlamı vakit. Vakit manasına gelen dem kelimesi dilimize Farsça'daki nefes, vakit ve zaman anlamlarına gelen dam kelimesinden geçmiş.
Diğer anlamı ise çayın kıvamı için kullandığımız bir terim. Bu da dilimize Arapça'daki dam kelimesinden geçmiş. Arapça'daki anlamı kan demekmiş. Sanırım "tavşan kanı" çay derken bunu kastediyorlar.
Okyanustaki rüzgar bu kelimeyi çok kullanıyor. Yorum olarak o daha da açıklar umarım. Benim adım Hıdır, elimden gelen budur. Kusura bakmayın artık...
Neden "Kayın" Kelimesini Kullanıyoruz?
Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: Arapcadan Gecen Kelimeler, Mogolcadan Gecen Kelimeler
Blogdaşlarımdan incelikler "kayın" kelimesine de bir göz atmamı istemişti. Bilmeden kullandığımız kelimelerden bir tanesi bu "kayın" kelimesi. Ben de bilmiyordum bu vesileyle öğrenmiş oldum. Kayın kelimesi hakkında iki ayrı fikir beyan ediliyor.
Birinci fikre göre, "kayın" kelimesi dilimize Moğolca'dan geçmiş. Moğolca'da "kadum" kelimesi "evlilik yolu ile olan akrabalık" anlamına gelmekteymiş. Türkçe'mize de buradan geçmiş. Yani biz "kayınbirader" dediğimiz zaman kan bağıyla olan biraderden ayırıyoruz.
Diğer bir fikre göre ise "kayın" kelimesi dilimize Arapça'daki "kaim" den geçmiştir. "Kaim" kelimesi "yerine geçen" anlamındadır. Yani biz "kayınpeder" dediğimizde "pederin yerine geçen" demiş oluyoruz.
Bana iki fikir de mantıklı geldi. Daha fazla da yazacak bir şey yok. Bir sonraki yazımda da "dem" kelimesini yazacağım.
Sağlıcakla kalın...
Sabahtan beri hangi kelimeyi ele alsam diye düşünüp duruyorum. Aslında iki tane kelime var araştırmam için verilen araştırdım ancak bulamadım. Bu kelimeler kabakmeltemi'nin verdiği "ebe" kelimesi (oyunlardaki ebe), diğeri ise cemali'nin verdiği "zırvalamak" kelimesi. Ben bulamadım bilen veya bulan varsa paylaşırsa sevinirim.
Ben de en iyisi bize her derste "Siz Türkçe konuşuyorsunuz ama Türkçe bilmiyorsunuz" diyen aynı zamanda bu blogumu açmaya sebeb olan Bovo hocamızın geçen derste gene yukarıdaki sözü söylemesine sebeb olan "belediye kelimesinden bahsedeyim.
Kelimenin açıklamasına geçmeden olayın nasıl geliştiğini anlatayım. Bovo bizim İtalyan Kültür Tarihi derslerine giriyor. Derste bir şekilde belediye kelimesi geçti. Bize sordu nereden geliyo bu kelime diye. Ben dedim Arapça'dan falan diye ama dinlemedi. (Bu konuda çok muhâlif olduğum için pek fazla sevmez beni.) Neyse bari ben de buraya yazayım.
Arapça'daki be, lam ve dal harflerinin yanyana gelmesiye ortaya çıkan "belde" veya "beled" kelimesinin anlamı "kent", "şehir" gibi anlamlara gelmektedir. Gene Arapça'sı "beledî" olan "belediye" kelimesi ise "kente ait" "kentsel" anlamları taşımaktadır. Bence "belde" kelimesinin kullanılması daha mantıklı. Belde diye kullanan yerler de var tabi...
Zaten -iye eki sahiplik anlamı vermektedir. Buna benzer kelimelerimiz vardır. Kırtasiye, bakkaliye gibi kelimeler de gene aynı şekilde Arapça kökü olan kelimelerdir.

Bu yazımda da illere bi ara verip sevgili Bisgen'in katkı olması için gönderdiği bir başka kelime olan "şey"den bahsedeyim.
Biliyorsunuz biz "şey"i cümlenin bütün öğeleri yerine koyuyoruz. Bazen yüklem yapıyoruz "Seni şey yaparım" örneğinde olduğu gibi, bazen özne yapıyoruz "Şey geldi" gibi, bazen de sadece "şey" olarak kullanıyoruz ki bu da çoğunlukla olumsuz/erotik/argo anlamlar ifade ediyor. Bu "şey"i bu kadar kullanmamızın çeşitli sebebleri yok değil. Toplum içinde konuşmaktan âciz isek veya kelime hazînemiz zayıf ise, fazla kitap okumuyorsak her cümlemizde bir "şey" veya "ııııı" (düşünme ünlemi var ya hani TV'de sık sık rastladığımız) eksik olmaz.
Neyse daha fazla uzatmadan bu kadar çok kullandığımız "şey"in nereden geldiğini yazayım. Amin Maalouf'un Semerkant isimli eserinde bahsettiğine göre "Ömer Hayyam, küp denklemleri ile ilgili ciddi bir eser yazmaya koyuldu. Bu cebirsel denklemin bilinmeyenine, Arapça "şey" diyordu. Bu sözcük İspanyolca yapıtlarında Xay diye yazıldığından, zamanla X biçimi alacak ve bilinmeyeni göstermekte kullanılan evrensel X harfine dönüşecekti." (Amin Maalouf, Semerkant, s.34)
Tekrar teşekkürler katkın için Bisgen...

Bugün Arefe Günü olması münasebetiyle Karacaahmet Mezarlığı'na kabir ziyaretine gittim. Zeytinburnu'ndan trene binip Sirkeci'de indim. Sirkeci'den Harem'e geçmek için araba vapurları kullanıyoruz biliyosunuz. Benim gidişte ve dönüşte bindiğim araba vapuru o meşhur "Suhulet" idi.
Bunları niye anlattım merak edenler vardır. Sözü "Suhulet"e getirmek istiyorum. "Suhulet" dünyanın ilk araba vapuru. Şirketi Hayriye olarak bilinen bugünkü Deniz İşletmeleri'nin başına geçen Hüseyin Hâki Efendi boğazın iki yakası arasında insan, yük ve araba taşıyacak bir vapur tasarlar. Tasarladığı vapuru 3 Türk'e(Kim olduklarına dair herhangi bir bilgi yok) sunuyor onlar da biraz daha kafa yorup "Bu öyle bir şey olsun ki, düz ve alçak güvertesinin her iki ucunda rampalar bulunsun... Arabalar, faytonlar bu rampaları kullanarak vapura binsin ve dönmeden karşı taraftan karaya çıksın..." Diye güzel bir proje çiziyorlar. Daha sonra İngiltere'de imal ediliyor yandan çarklı Suhulet. 1871 yılında Sirkeci-Harem arasında seferlerine başlıyor. 1958 yılında ise sulardan uzaklaştırılıyor. İstanbul'da yaşayanlar bilir 12 Aralık'ta tekrar boğazın sularına bırakılıyor. Suhulet'in gelmesiyle İDO'nun günlük araba taşıma kapasitesi 3500'den 15000'e çıkacağı söyleniyor.
"Suhulet"in kelime manası "kolaylık" demek. Yani etimolojik olarak düşünürsek karşıdan karşıya geçişi ve trafiği kolaylaştırdığı için bu isim verilmiş. Umarım bundan sonra da İstanbul trafiğini rahatlatır.
Son Yazılar
- Nargile Kelimesinin Kökeni - 21.Tem.2008 - noreply@blogger.com (kabakmeltemi)
- Siyasilerin Dili - 19.Tem.2008 - noreply@blogger.com (Recep Hilmi Tufan)
- Türk Dili Hakkında Birkaç Düşünce - Lahmacun ve Sehpa Kelimeleri - 15.Tem.2008 - noreply@blogger.com (karazade)
- Çizmeyi Aşmak Deyiminin Hikayesi - 11.Tem.2008 - noreply@blogger.com (karazade)
- Kaya Apa'nın Köyü; Kayapa - 10.Tem.2008 - noreply@blogger.com (kalemkeş)
Yazarların Bloglarından
-
*Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,* *Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.* *Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,* *Hayalimde tek çizgi bir sen kalmı...4 saat önce
-
-
Bu yazımı istemeden yazıyorum aslında. Neden derseniz ben zaten bu yazıyı daha önce telefonda yazmıştım ama iş yayınlamaya gelince telefonun interneti kesi...5 gün önce
-
TDK, Türkçe sözlükte yer verdiği 'derin devlet'i şöyle tanımladı: Devletin çıkarlarını gözetip kolladığı öne sürülen, göz önünde olmayan örtülü güç. 'Derin...4 hafta önce
-
Arşiv
-
▼
2007
(33)
-
▼
Aralık 2007
(33)
- İletişim
- Niye "Kelimelerin Soyağacı"?
- Etimoloji (Kökenbilim) Nedir?
- İstanbul İsmi Nereden Gelmiş?
- "Ana Dolu" Hikâyeymiş!
- 81 il 81 hikâye
- Hepimiz Adanalıyık!
- Adıyaman'ın Hikâyesi
- Afyonkarahisar mı Afyon mu?
- Ciao!
- Ağrı Dağı'nın eteğinde...
- Şehzadeler Şehri Amasya
- Ankara, Çapa demekmiş!
- Attaleia Nam-ı Diğer Antalya
- Kızıl Sakal BarbaRossa
- Artvin keşke Çoruh olarak kalsaydı
- Aydınoğulları'nın Aydın'ı
- "Balık Esir" Değilmiş Yaşasın!
- Dört Bölgede de Toprağı Olan Bilecik
- Çabakçur Bingöl
- Bitlis ismi nereden geliyor?
- "Suhulet" geri döndü
- "Kahve Altı" "Kahvaltı"
- Bayramınız Mübarek Olsun!
- Bir Tren Yolculuğu
- Kumbara Kelimesi Hakkında
- Bolu İsminin Kökeni
- Sirkeci ismi nereden gelmektedir?
- "Burada Dur" Burdur
- "Gibi"deki Nal Sesleri
- Bursa İlimizin İsminin Kökeni
- "Sıracalı" Ne Demek?
- Çanakkale İsminin Kökeni
-
▼
Aralık 2007
(33)
-
►
2008
(183)
- ► Şubat 2008 (25)
- ► Nisan 2008 (24)
-
►
Mayıs 2008
(31)
- Yeni Bir İstilâ: İngilizce
- Kedi Nereden Geldi?
- Haber7'ye Türkçe Dersi
- Haydi Trene İnelim!
- Abaküs Kelimesinin Kökeni
- Enflasyona Şişkinlik Diyelim!
- Bloglardaki Yazım Hataları
- Hayrunnisa İsminin Anlamı
- Fiat Markasının Anlamı
- İyiyim İyisin İyi
- İçel mi Diyorsunuz Mersin Mi?
- Deccal'i Dekkal Diye Okumak Kibarlığı
- Foreksi Türkçe Öyren
-
►
Haziran 2008
(28)
- 46 Sene Önceki Türkçe Yanlışları
- "Etek"li Deyimler
- Anne Kelimesi Dilimize Nereden Gelmiştir?
- Yazım Yalnışı Yapılan Kelimeler
- Çoğul Eki Kesme İşareti İle Ayrılmaz!
- Şoför Kelimesinin Kökeni
- Abazan Kelimesinin Anlamı ve Soyağacı
- Tanınmış Yazarlardan Türkçe Yanlışları
- Mankafa Sözcüğünün Nereden Geldiğini Hiç Düşündünü...
- Çam Devirmek Deyimi
- Kabak Tadı Vermek Deyimi
- Dolap Çevirmek Deyimi Nasıl Oluştu?
- Neden Böri Değil De Kurt?
- Türk Dili Hakkındaki Düşüncelerim
- İzmir İlimizin İsminin Menşei
- Alfa Romeo Markası Nereden Geliyor?
- Bir Demet Türkçe Yanlışı (2)
- ÖSS Sınavı (!)
- Elma Kelimesinin Etimolojisi
- Çadırını Başına Yıkmak
- Oxford İsmi Nereden Gelmiştir?
- Kızıl Elma
- Şuhut İlçesi'nin İsminin Kökeni
- Bendeniz Kelimesinin Etimolojisi
- Tuğçe İsminin Kökeni
- Atı Alan Üsküdar'ı Geçti
- Kısa Kes Aydın Abası (Havası) Olsun Deyimi
- Alperenler Diyarı Tokat
- ► Temmuz 2008 (9)
Kategoriler
- 81 il 81 hikaye
- Arapcadan Gecen Kelimeler
- atasozleri
- benden
- blog seyleri
- Cingeneceden Gecen Kelimeler
- cocuk isimleri
- deyimler
- Ermeniceden Gecen Kelimeler
- evliya isimleri
- Farscadan Gecen Kelimeler
- Fransizcadan Gecen Kelimeler
- gorsel turkce yanlislari
- Has Turkce Kelimeler
- hikayeler
- Italyancadan Gecen Kelimeler
- kisaltmalar
- Latinceden Gecen Kelimeler
- Makaleler
- markalar
- Mogolcadan Gecen Kelimeler
- Rumcadan Gecen Kelimeler
- turkce yanlislari
- yabanci kelimeler
- Yer isimleri
- Yunancadan Gecen Kelimeler