81 il 81 hikaye etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Alperenler Diyarı Tokat  

Yazının Sahibi: Oğuz Oda Kategorisi:

Tokat'ın Antik Bizans dönemindeki en eski adı Komano'dur. Daha sonra Evdoksia ve Dokia adlarıyla anılan şehir Arapların idaresine geçince Dokat adıyla bilinir olmuş ve İran, Selçuk, Moğol ve Yıldırım Beyazıt'ın hakimiyeti altına girdikçe Kah-Cun, Dâr'ün-Nusret, Somaru, Dâr'ün-Nasr adlarını almış ve en son Osmanlı idaresinde Tokat adını almıştır.

Tokat ismi Türkçede bildiğimiz “tokat” kelimesinden gelir. Rivayete göre, Anadolu’yu fetheden Selçuklu Oğuz Türkleri Tokat’ta bulunan “Comano Pontica” kalesini alınca Bizans ordusuna çok ağır bir tokat vurmuş olduğu kabul edildi. Böylece Bizans’a vurulan tokat bu şehrin ismi olarak yerleşti. Şehre “Tokat” ismi verildi.

Bir diğer rivayete göre, Bizanslılara ait “Comano Pontica” kalesini kuşatan Selçuklu ordusunun kumandanı Melik Danişmend Gâzi, kale hakkında bilgi almak için bir Türk askerini gizlice kaleye gönderir. Kaleye giren Türk askeri, bilgi toplarken Bizanslı askerler tarafından etrafı kuşatılır. 20 Bizans askeriyle boğuşan bu yiğit, herbirini birer tokatla yere serer ve kaçıp kurtulur. Bu boğuşmayı kale burcundan seyreden kale komutanı; “Türk’ün tokadı bu ise silahı nasıl olur?” diyerek endişe duyar ve bu işin kan dökülmeden halledilmesi için kalenin burçlarına teslim bayrağını çeketirerek teslim olur. Zafer, kahraman bir Türk askerinin tokadıyla kazanılmış olduğundan, bu askerin hatırasına şehre “Tokat” ismi verilmiştir…

İzmir İlimizin İsminin Menşei  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

81 il 81 hikâye projemizde sıra geldi güzelleriyle ünlü İzmir'e. Aslında sırada İstanbul var ama onu ilk yazılarımda yazmıştım. Buraya tıklayarak İstanbul'u da okuyabilirsiniz.

İzmir
hakkında fazla bir rivâyet yok zaten. Herkesin bildiği gibi İzmir ismi Smyrna isminden dilimize geçmiştir.

İzmir'in bir yerleşim alanı olarak ortaya çıktığı dönemlerden başlayarak, farklı isimlerle anılmış
olduğuna dair ileri sürülen görüşler bulunmaktadır. Ancak kısa sürelerle de olsa, kullanıldığı sanılan bu isimlerin hiç birisi, Smyrna adı gibi sürekli ve kalıcı olamamıştır. Zaten bugün İzmir olarak kullandığımız isim de, Smyrna kelimesinin dönüşmüş biçimidir. Smyrna kelimesinin daha erken biçimlerinin Samorna veya Smurna olduğu da iddia edilmektedir. Ancak kesin olarak izlenebilen gelişim, Smyrna biçimiyle ilgilidir. Smyrna ismi, kentin uzun tarihi boyunca varlığını sürdürmüş ve Türkler tarafından fethedildikten sonra İzmir şeklinde söylenmeye başlanmıştır. Smyrna kelimesinin başına, Türkçe söylenişi sırasında İ sesi gelmiş ve İsmir olarak telaffuz edilmeye başlanmış, daha sonra da bugün kullanılan İzmir biçimine dönüşmüştür.

Türkçe'de böyle kelimeler oldukça fazla. Yani "s" harfinin başına "i" veya "ı" harfi eklenerek okunan kelimeler. Örnek olarak "İstanbul", "Isparta" ve "istop" kelimeleri verilebilir.

İçel mi Diyorsunuz Mersin Mi?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

81 il 81 hikâye projesinde sıradaki ilimiz İçel, nâm-ı diğer Mersin. Birçoğumuz Mersin ismini kullanır ama resmiyette İçel ilin adıdır, Mersin ise merkez ilçenin adıdır.

Ben bu iki ismin de kökenlerini açıklayıcı nitelikte olan TURKAV (Türkiye Kamu Çalışanları Kalkınma ve Dayanışma Vakfı) başkanı Necip Bingöl' ün 12.06.2002 tarihinde, mecliste tartışılan “İçel ismi Mersin olarak değiştirilsin!” kampanyasına cevaben yayımladığı basın bildirisini buraya alıyorum. Böylece hem İçel ve Mersin isimlerinin kökenlerini hem de İçel isminin neden tercih edilmesi gerektiğini anlarız. Buyrun Başkan Bingöl'ün yazısı:

"
Sayın Basın Mensupları, Saygıdeğer Arkadaşlarım,

Uzun bir süreden beri şehir gündemimizi ve dolayısıyla şehrimizle ilgili olarak Yüce Meclisimizi de meşgul eden “İçel ismi Mersin olarak değiştirilsin !” kampanyasına, kamu çalışanları olarak biz de görüşlerimizi sunarak katkıda bulunmak, daha sağlıklı kararlar alınmasına yardımcı olmak düşüncesiyle, bu açıklamayı yapıyoruz.

Sayın Basın Mensupları, Malazgirt Zaferi’yle bize yurt olmaya başlayan Anadolu’da, Türkçe olan yer isimleri, bizim için birer tapu mahiyetindedir. Ata yadigârı olan bu isimler, Millî kültürümüzün önemli bir belgesidir. Bölgeye ismini veren İçel, yaklaşık 500-600 yıllık bir maziye sahip Türkçe bir kelimedir. Karamanoğlu Devleti’nin son günlerinde İç İl adını almış, Osmanlı döneminde İçil Sancağı, Cumhuriyet döneminde de İçel vilayeti olmuştur.(1) Karamanoğlu Devleti Reisi Sultan II. İbrahim, ölmeden önce oğulları arasında taht kavgaları başlamıştı. O zaman büyük oğlu İshak Bey, Silifke valisi; diğer oğlu Pir Ahmet Bey, Konya valisi idi. Sultan II. İbrahim’in 1464’te ölümünden sonra oluşan anlaşmazlığın üzerine Karamanoğlu Devleti’nin toprakları Toroslar sınır olmak üzere 2’ye ayrıldı. Konya tarafına Ova İl; Akdeniz tarafına da İç İl dendi ve İshak Bey’de kaldı. Ova İl isminin hiç kullanılmamasına karşılık İç İl veya İçel ismi 550 seneden beri Güzel Türkçe’mizin abidelerinden biri olarak yaşamaktadır.(2)

Sayın basın mensupları, bilindiği gibi Mersin isminin etimolojisi hakkında değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, yaygın kanaat olan, “yaz ve kış yaprağını dökmeyen, kendine has kokusu ve meyvesi bulunan bitki topluluğu”dur. Kelime bu anlamıyla Arapların hambales dedikleri; myrtus-murt-mersin ağacıdır. (3) Kelime köken olarak Yunanca’dır. Ancak mersin kelimesi bu anlamıyla yani meyve olarak hiçbir zaman kullanılmamıştır. Onun yerine murt tercih edilmiştir. “Ye murtunu, sür çiftini.”, “Murt gibi parası var.”, “Adamda para murt gibi” deyim ve atasözleri bunun ifadesidir.

İkinci olarak, bir Türkmen aşiretinin isminden geldiği ifade edilmektedir. Bilindiği gibi Mersin Oğlu veya Mersinli denilen bir Türkmen aşiretinin varlığı, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde dile getirilmektedir.(4) Bu şekliyle Trabzon, Aydın, Çanakkale, Manisa, İzmir illerinde Mersin adlı toplam 8 köyün varlığı bilinmektedir. Buralarda murt yetişmediğine göre ismin Türkmen aşiretinden geldiği daha inandırıcıdır. Ancak, bu aşiretin bölgemizde bir kolu olmadığı Osmanlı belgelerine dayanılarak ispatlanmıştır.(5). Buna karşılık bölgede daha önceleri Mersinoğlu köyünün bulunduğunu iddia edenler de olmuştur. (6)

Üçüncü olarak Mersin ismi, bir efsaneye göre Kıbrıs kralının kızı MYRNA’dan gelmektedir. Efsaneye göre tanrıça Afrodit’in lânetine uğrayan Myrna, babasına âşık olmuş ve onun yatağına girmiş. Kral yatağına girenin kızı olduğunu görünce kılıcını çekerek, onu öldürmek istemiş. Ancak tanrılar kıza acımışlar ve onu yaşadığımız bu kıyılara çıkarmışlar. Beldemizin adı da bundan dolayı Mersin olarak kalmış. (7)

Eski Yunanlılar ve Romalılar Adana ve İçel illerine bulunduğu bölgeye Kilikya derlerdi. 1840’da Tarsus ilçesi, Gökçeli bucağına bağlı bir köy olan Mersin’in yerleşime açılması 1860’larda başlamıştır. 1865’te kaza, 1894’te Adana vilayetine bağlı Tarsus’la beraber sancak olmuştur. 1915’te mutasarrıflık olan Mersin, 1924 tarihinde il olmuştur. 1933 yılında merkezi Silifke olan İçel vilayeti lağvedilerek, Silifke, Anamur, Gülnar, Mut ilçeleri de Mersin’e bağlanmış ve il ismi o günden beri İçel olarak kullanılmaktadır.

Sayın Basın mensupları, Değerli Arkadaşlarım, bu tarihi ve etimolojik bilgilerin ışığında gelinen noktada İçel isminin kaldırılarak, Mersin olarak değiştirilmesi teklif edilmektedir. Biz bu görüşe katılmıyoruz. Özelikle bazı ticari ve ekonomik endişelerden kaynaklandığı iddia edilen iki isimliliğin meydana getirdiği sıkıntı ileri sürülerek, önemli bir millî kültür katliamına sebep olunmaktadır. Türkçe’nin üzerinde son yıllarda oynanan oyunların, devletimizi ve milletimizi hangi felaketlere sürükleyeceğini görmemek mümkün değildir. Türkçe, bizim varlık sebeplerimizden birisidir. İş yerlerimize, televizyonlarımıza, gazetelerimize, dergilerimize, yemeklerimize, günlük konuşmalarımıza, düşüncelerimize … kısaca hayatımızın her bölümüne sokulmaya çalışılan yabancılaşma oyununa dikkat etmek gerekir. Turistik bölgelerdeki yer adlarının Yunancası’nın yazılması acaba hangi devlette görülmektedir? Bu tür girişimler Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstiklâlini kurtarmasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaracaktır.” sözüne ters değil midir?

Biz, İÇEL isminin kalmasından yanayız. İÇEL ismi mutlaka korunmalıdır. Tabii Mersin isminin de… Ancak, ille de tek isim olsun denecekse İÇEL ismi kalsın, görüşündeyiz.

Kamu oyuna saygıyla duyurulur.

Necip BİNGÖL

Başkan

1-Türk Ansiklopedisi (cilt 20, s.21)
2-İçel İsmi Üzerine (Doğan Altay-İçel Kültürü)
3-Ata Yadigarı İçel İsmi’nin Değiştirilmesini İstemiyoruz (Ragıp Memişoğlu- İçel Kültürü)
4-Evliya Çelebi Seyahatnamesi (Cilt 13, s.189-1971 Baskısı)
5-Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler (Cevdet Türkay,s.584-1970)
6-İçel Tarihi (Faik Uğuz cilt:2 s.18)
7-Dünden Bugüne Mersin (Av.H.Şinasi Develi-1990-s.54)"

Isparta İsminin Kaynağı  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

Bildiğiniz üzere bu blogta ilk aldığım konu illerin hikâyesi idi. Daha sonra gelen eleştirilerle çeşitli alanlara kaydık. Gayet de güzel oldu. Şimdi zaten kendimiz de çeşitlendiriyoruz elimizden geldikçe. Neyse işte bu illerin hikâyesini de 81 il 81 hikâye diye bir kategori hâlinde topluyoruz. Plâka sırasıyla bütün illeri yazacağız. Bu yazımda isminin menşeini anlatacağım ilimiz Isparta.

Isparta adı hakkında yaptığım araştırmalarda hep aynı yazıları buldum nette. Herkes birbirinden kopyalamış yazmış. Her neyse biraz daha araştırınca değişik bilgiler bulabildim.

Isparta kelimesi hakkında 3 ayrı rivâyet bulunmakta:

İlk rivâyete göre, Böcüzade Süleyman Sami'nin Isparta tarihini anlattığı eserinde, Kâmus'ul Âlâm'da ve Meydan Larousse'ta Isparta ilinin Psiada şehirlerinden Baris'in yerinde kurulduğu ve dolayısıyla ismin de buradan geldiği yazmaktadır.

İkinci bir görüşe göre Isparta adının Baride kelimesinden geldiği, bu kelimenin Hititçe, belki de Lidya dilinden gelmiş bir sözcük olduğu, Yunan göçmenlerinin Anadolu'ya gelmelerinden sonra, Baride adına “Eis” takısını ekleyerek, İsbarida denildiği, Isparta adının, Eis Baride den geldiği, daha sonra bu sözün Türkler tarafından Isparta şeklinde kullanıldığı savunulmaktadır. Bu görüşün destekçileri ise Prof. Dr. Turhan Hikmet Dağlıoğlu ve Prof. Dr. Osman Turan gibi tarihçilerimizdir.

Üçüncü bir görüşe göre Isparta ismi Arap kaynaklarından olan İbn-i Batuda'da Saparta olarak geçmektedir. Bu adın, M.Ö. VII. yüzyılda Karadeniz'in kuzeyindeki İskitlerce, güneye sürülen Sabardai kavimlerinin bugünkü Isparta civârına yerleşmeleri sonucu verildiği ifade edilmektedir.

Hatay ve Antakya İsimleri  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

81 İl 81 Hikâye Projesi'nde sıra geldi iki isimli illerimizden olan Hatay, nâm-ı diğer Antakya'ya. İki ismi de ayrı ayrı araştırdım. Pek fazla bir şey bulamadım ama gene de yazacağım. Belki siz okurlarımızdan eksiklerimizi tamamlayanlar çıkabilir.

Hatay isminin bulabildiğim en eski kökü Hititler zamanında bu bölge için kullanılan "Hattena" veya "Hatti" kelimeleri. Daha sonra nasıl değişimler geçirdi de "Hatay" oldu onu bulamadım. Ayrıca "Hatay" isminin Atatürk tarafından verildiğini de unutmamak lâzım. Belli ki Atatürk, kendi tarih bilgisine dayanarak bu ismi vermiş. Araştırdığım kaynaklarda pek fazla bilgiye ulaşamadım "Hatay" kelimesi hakkında. Daha çok "Antakya" kelimesi hakkında bilgiler var.

Bildiğiniz üzere "Antakya", Hatay'ın merkez ilçesi. Osmanlıca efsanevî bir el yazmasına göre Antakya, dünyada kurulan ilk dört kentten biriymiş. Makedonyalı Büyük İskender'in doğuya doğru fetihlerini sürdürürken Pers Kralı Darius (Codomannus)'la yaptığı savaşlardan birinin İ.Ö.333 yılında Issus yakınlarında, bugünkü Payas İlçesinde, Pinarus nehri (bugünkü Deliçay) üzerinde gerçekleştirildiği düşünülmektedir. Bunun hemen ardından Gaugamela denilen yerdeki savaşta Büyük İskender'in ordusunun galip gelmesinden sonra İskender, Fenike topraklarını elde etmek amacıyla Asi (Orontes) boyunca güneye ilerledi. Suriye ve Mezopotamya bölgesi Makedonyalıların eline geçti. Ancak Büyük İskender'in M.Ö.323 yılında Babil'deyken ölmesinin ardından fethedilen topraklar İskender'in komutanları arasında bölündü. Suriye ve Mezopotamya bölgesi üzerindeki güç savaşı Seleucus Nicator'un lehine sonuçlandı(M.Ö.301). Öncelikle Seleucus Krallığının başkenti olarak, Akdeniz kenarında bir liman olduğundan Seleucia Pieria (bugünkü Samandağ, Çevlik) seçilmişti. Seleucus, yendiği rakibi Antigonus'un bugünkü Antakya'nın 5 km. kadar kuzeyindeki yönetim merkezi Antigonia'yı yıkarak halkını kendi adıyla kurduğu bu yeni başkente naklettirdi. Ancak Mezopotamya civarı ve güney Suriye'nin kontrol edilebilmesi açısından ve Seleucia'nın denizden gelecek saldırılara açık olması nedeniyle yeni bir kent, Antiocheia kuruldu.

İşte bu "Antiocheia" bugünkü Antakya idi.

Hakkari İlimizin İsminin Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

81 il 81 hikâye projemizde sıra geldi Hakkâri' ye. Doğu illerimize hiç gitmedim ama içimde büyük bir istek var. İnşallah gidip gezeriz birgün.

Hakkâri isminin menşei hakkında 3 ayrı rivâyetle karşılaştım. 3 ayrı rivâyeti de aşağıya yazayım en iyisi ben.

İlk rivâyete göre Hakkâri ismi, Sami dil ailesinden biri olan Aramice' den dilimize geçmiştir. ("Aram" kelimesi Suriye' nin eski adıdır bu dil de orada konuşulan bir dilmiş.) Anlamı "çiftçiler" olan "Akkare" kelimesinden dilimize geçmiştir.

İkinci bir rivâyete göre ise Hakkâri kelimesi Kürtçe' den dilimize geçmiştir. Bu rivâyete göre kelimenin özü "Kar-in" olup "Her" önekini almıştır. Kürtçe' de "Kar-in", "-ebilmek" manasına gelip, insanın güç yetirebilme durumunu anlatır. Dolayısıyla "Hakkâri" kelimesi "hep güçlü, hep edebilen" anlamı vardır.

Bulabildiğim son rivâyete göre ise "Hakkâri" kelimesi, Van Gölü' nün güneyinde yaşayan Hakkar aşiretinden gelmiştir. Bu rivâyete göre "Hakkâri", "Hakkarlar Diyarı" demektir.

Gümüşhane İsminin Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

81 il 81 hikâye projemize hız verelim artık. Yoksa biz 81 ili yazamadan il sayısı yükselecek. Sırada Gümüşhane ilimiz var. Gümüşhane'nin isminin kökeni hakkında pek fazla bir bilgi bulamadım. Bulduklarımı da sizinle paylaşıyorum şimdi.

Roma ve Bizans döneminde Gümüşhane'nin ismi "gümüş" ve "kent" anlamlarına gelen "argyro" ve "polis" kelimelerinin birleşmesiyle ortaya çıkan "Argyropolis"miş. Yani "Gümüşkent"miş. Bundan sonra bilinen ismi ise "Canca"ymış. Gümüşhane ismi ise Kanûnî Sultan Süleyman tarafından verilmiş. Olay ise şöyle gelişmiş:

Kanûnî Sultan Süleyman, İran seferinden dönerken Harşit Çayı'nda mola vermiş. Bölgede gümüş madeninin olduğunu öğrenince "Buraya Gümüşhane denilsin" demiş ve kendi adına gümüşten paralar bastırmış burada. O günden beri de Gümüşhane olarak kullanılagelmiş.

Biraz hikâyeye dayanıyor ama başka da bir bilgi elime ulaşmadı. Zaten Bizans döneminde de böyle bir isim kullanılması mantıklı kılıyor durumu.

Giresun İsminin Menşei  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

81 il 81 hikâye projemizde 28 plaka numaralı Giresun'a geldi sıra. Fındığıyla meşhur olan bu inci kentimizin isminin kökeni "kerasus"tan gelmektedir. Bu "kerasus" kelimesi hakkında iki ayrı rivâyet vardır:

Birinci rivâyete göre bu isim, "Kerasus"ta bol miktarda yetişen kirazdan gelmiştir.

İkinci rivâyete göre ise ki bence doğru olan bu. Sizlerin de bildiği üzere Giresun şehrimiz denize doğru uzanan bir yarımadanın üzerine kurulmuştur. Bu yarımadanın şekli de boynuza benzemektedir. İşte bu sebepten Yunanca'da boynuz anlamına gelen "kerastan"dan türemiştir.

Daha sonra bu güzel Karadeniz şehrimiz Türk egemenliğine girmiş ve bugünkü ismiyle anıla gelmiştir.




Türkiye Çanakkale Okuyor.

Gaziantep İsminin Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:

81 il 81 hikâye projemizle pek fazla ilgilenemiyoruz. Bugün aklıma geldi hemen yazmak istedim. Biliyorsunuz 26 tane ili yazdık sırada 27 plâkalı Gaziantep var.

Gaziantep ismini incelerken öncelikle Antep kısmını incelememiz lâzım ki zaten Gazi'nin nereden geldiğini biliyoruz. Şehrin ismi eski kaynaklarda muhtelif şekillerde geçmektedir. Buyrun ben bütün eski isimlerini rivâyetleriyle beraber yazayım.

Ayıntab: 1. Burada hüküm süren Aynî adındaki bir hükümdardan almıştır bu ismi.
2. "Ayın"; pınar, kaynak anlamlarına, "tab" ise güzel anlamına gelmektedir. Yani "güzel su" demektir.
3. Gaziantepli tarihçi Bedrüddin Aynî'ye göre Antep'in eski adı "yüzük kalesi" anlamına gelen "Kala-i Füsus"tur. Buranın da kötü bir hakimi varmış. Bu adam bir sürü uygunsuz iş yapmış ve sonradan pişman olup tövbe etmiş. Halk da "Ayni tövbe etti" demeye başlamış ve şehrin ismi "Ayni tövbe"den "Aynitap" olmuş.

Hantab: "Han", hükümdar demek; "Tab" ise Eti dilinde arazi demektir. Yani "Hükümdarın arazisi" demektir.

Entap: "Tap", Geldani lisânında güzel demektir. Buna göre Entap, "en güzel" demektir.

Gördüğünüz üzere en fazla rivâyet Ayıntab üzerine zaten şuandaki isminden önce de "Ayıntab" kullanılıyormuş. Fransızlara karşı verdikleri amansız mücadele sonucu 6 Şubat 1921'de TBMM tarafından Gazi ünvânı verilmiş ve şehrin adı "Gaziayıntab" olmuştur. 1928 yılında ise şehrin ismi "Gaziantep" olarak değiştirilmiştir.



Türkiye Çanakkale Okuyor.

Eskişehir İlimizin İsmi Nereden Gelmektedir?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Blogdaşlarımdan kabak meltemi'nin hatırlatmasıyla ilk projem olan 81 il 81 Hikâye'ye Türkiye'nin ismiyle tezat bir ili olan Eskişehir'le devam etmek istiyorum.

Eskişehir ilimizin tarihteki ilk ismi Yunanca'da Dorylaion, Latince'de ise Dorylaeum'dur. Arap kaynaklarında ise bu isim Darauliya, Adruliya ve Drusilya diye geçiyor. Burası zamanında bir Frigya şehriymiş ve kurucusu da Eretrialı Doryleos imiş. Zaten Dorylaion da "Doryleos'un şehri" anlamına geliyor.

Dorylaion şehrinin bugünkü Şarhöyük'ün bulunduğu yerde olduğu çeşitli çalışmalar sonucu kabul görmüştür. 1176'da Selçukluların eline geçen şehir uzun bir süre terk edilmiştir ve harabeye dönmüştür. İşte bu harabeler sebebiyle buraya "Eskişehir" adı verildiği rivayet edilmektedir.

Diğer bir rivayete göre ise Osmanlı Devleti'nin ilk kuruluş yıllarında büyük değer ve öneme sahip olan bu şehre “Sultanönü” ismi verilmiştir. Bilâhare değerini kaybeden şehir, terk edilmiş görünümü almış ve eski şaşaalı günlerini özleyen halk bu şehre “Eskişehir” demeğe başlamıştır. Asıl ismi olan “Sultanönü” unutulmuştur.

Dadaşlar Diyarı Erzurum  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Uzun süredir ilk projem olan 81 il 81 hikâye kategorisine yazı ekleyemiyorum. Tabi ki önceliği sizlerden gelen kelimelere veriyorum. Bütün kelimeleri yazdığımı sanıyorum. Eğer bana araştırmam için verdiğiniz benim de unutup yazmadığım bir kelime varsa lütfen yorum olarak altta belirtiniz.

Dadaşlar diyarı Erzurum'un bilinen en eski ismi "Karnoi Kalak" diye geçiyor. Ermeniler tarafından verilen bu isim "Karin'in şehri" anlamına gelmektedir. Daha sonra Bizans Dönemi'nde imparator 2. Teodosius buraya doğudan gelen saldırıları önlemek için kendi adını taşıyan "Teodosius'un şehri" anlamına gelen "Teodosiopolis" şehrini kurmuş. Çeşitli savaşlardan sonra şehir 651 yılında Arapların eline geçmiş ve Araplar buraya "Kalikala" demişler. Bu ismin ise yukarıdaki "Karnoi Kalak" isminden geldiği ve "Kali'nin İhsanı" anlamında olduğu söyleniyor.

Bugünkü Erzurum ismi ise o zamanlarda bulunan "Erzen"in Selçuklular tarafından fethedildikten sonra, diğer iki Erzen'den (Silvan ve Siirt'te de Erzen diye şehirler varmış.) ayrılması ve anlaşılması için, içinde de Rum kalesi olduğu için "Erzen al-rum" denilmiş. Daha sonra bu isim "Arz-u rum" olmuş ve sonunda da bugünkü hâli olan "Erzurum" olmuş.

Erzincan İsminin Menşei  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Blogumun ilk projelerinden olan 81 il 81 hikâye projesine oldukça ara verdik. Arayı daha fazla soğutmadan sıradaki ilimiz olan Erzincan'ın isminin nereden geldiğini yazayım.

Gerek nette gerekse kaldığım yurdun kütüphanesinde yaptığım araştırmalarda hep aynı sonuca rastladım. Bunlar da tam olarak bilinmeyen bilgiler zaten.

Neyse Erzincan ilimizin bilinen en eski ismi Aziris imiş. Daha sonraları Eriza olarak değişmiş. Türkler, Malazgirt Zaferi'yle burayı da ele geçirince Erzingan ismi verilmiş. Bu isim de daha sonra önce Erinzân, daha sonra da bugünkü hâli olan Erzincan olmuştur.

Gakgoşların Diyârı Elazığ  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Blogumun ilk projelerinden biri olan 81 il 81 hikâye projesine oldukça ara verdik. Arayı soğutmamak için sıradaki ilimiz olan Elazığ'ın isminin kökeni hakkında bir şeyler yazayım.

Elazığ'ın bilinen en eski adı 1862 yılında Sultan Abdülaziz'in vâlilerinden İsmâil Paşa tarafından verilen Mamüret-ül Aziz ismidir. "Aziz"den kastı Sultan Abdülaziz'dir. Yani "Abdülaziz'in îmar ettiği yer" anlamına gelmektedir. Ancak dile kolay geldiği için o sıralar sadece "Elaziz" denilirmiş. Daha sonra 1937 yılında Atatürk tarafından "tahıl ambarı, bolluk ve bereket" anlamlarına gelen "Elazık" adı verilmiş. Yani buradan anlıyoruz ki Elazığ'ın ismi hem Abdülaziz'in hem de Atatürk'ün elinden geçmiş. O yüzden Gakgoşlar isimleriyle ne kadar gurur duysa azdır. Neyse Elazık ismi söylenişi kolay olduğu için zamanla "Elazığ" şeklini almıştır.

Hadrianus'un Şehri Edirne  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Mimar Sinan'ın şâheseri olan Selimiye'si ile ün yapan Edirne'ye geldi sıra. Fazla uzun bir yazı olmayacak zaten.

Günümüze kadar çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan Edirne'nin ismi Roma Kenti Hadrianopolis' ten geliyor. Hadrianopolis ismi ise Roma'nın komutanlarından bu şehri kuran Hadrianus'tan geliyor. Hadrianopolis'in kelime anlamı ise "Hadrianus'un şehri" demek. Hadrianopolis yaklaşık 360.000 metrekarelik bir alanı kaplıyordu ve diktdörtgen şeklindeki bu alanın etrafı kuvvetli duvarlarla çevriliydi.

1361'de ise Hadrianopolis, Türkler'in eline geçti. Bu şehrin alınışında kale dışında bir savaş yaşanmış, Bizanslar bozguna uğramışlardı. Bir değerlendirmeye göre Padişah I. Murat sevincini çevredeki Müslüman beyliklere mektupla bildirirken Hadrianopolis adını "Edrine"ye" çevirmiş, (Bu isim zaman içinde farklı biçimlerde söylenmiş) günümüzdeki Edirne adı ise, 18. yüzyılın ilk yıllarından itibaren kullanılmaya başlanmıştır.

Diyarbakır'ın İsminin Hikâyesi  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


81 il 81 hikâye projemizde sıra geldi karpuzuyla meşhur, Güneydoğu'nun Paris'i diye isimlendirilen Diyarbakır'a. Diyarbakır'ın bundan önceki isimleri "Amed (Amid), Diyarbekir" idi. Nasıl oldu da Diyarbakır olduğunu merak ediyorsanız Diyarınsesi.org sitesindeki yazıyı aynen buraya aktarıyorum. Bu yazının içinde önceki isimleri hakkında da bilgi sahibi olacaksınız. Buyrun devam edin okumaya:

Diyarbekir'in Diyarbakır olduğu gün

Atatürk'ün Diyarbakır'a gelişinin 70'inci yıldönümü hayli farklı anıldı. Bölgedeki askeri birlikler alışılmadık şekilde "Şehitler ölmez / vatan bölünmez", "Her Türk asker doğar" gibi sloganlar eşliğinde yürüdü. Basın, Sincan'da tankların yürüyüşünden bu yana, ilk kez bir geçit resmine bu kadar geniş yer ayırdı. Elbette içinden geçtiğimiz dönem itibarıyla "askerin jesti" manidardı. Bu vesileyle, Atatürk'ün 70 yıl önceki Diyarbakır ziyaretinden ve kentin tarihini değiştiren bir "jest"inden söz etmek istiyorum bugün...


ATATÜRK "BU HALKIN EVİNDE"

20 yıl sonra, yeniden Diyarbakır'da...
Aslında 1937 gezisi, "Atatürk"ün Diyarbakır'ı ilk ziyareti idiyse de, Mustafa Kemal'in ilk ziyareti değildi.
Gazi son ziyaretten 20 yıl önce Diyarbakır'da görev yapmıştı.
Bölgenin, önce Ermeni tehciri, sonra Rus işgaliyle sarsıldığı, Sovyet ihtilaliyle dalgalandığı, sancılı bir dönemdi.
Mustafa Kemal pencereleri Dicle'ye bakan bir köşkte kalmıştı.
Paşa olduğunu orada öğrenmiş, kendisinde büyük iz bırakan "Allah'ı İnkar Mümkün müdür" kitabını orada okumuş, "kadınların örtünmesi konusunun düşünülmeye değer olduğu" görüşünü ilk kez orada dile getirmişti. (Bkz: "Org. Çalışlar'ın Anıları: Atatürk'le 2,5 Yıl", İ. Çalışlar, Yapı Kredi Y., 1993, s. 137)

Şark'a son seyahat
Diyarbakır'a yeniden geldiğinde ömrünün son yılına girmiş, geri sayım başlamıştı.
Sağlığı iyi değildi.
12 Kasım'da başladığı "Şark seyahati" onu hepten yoracak ve Ankara'ya döndüğü 20 Kasım'da, kendisini ölüme götürecek ilk krizi yaşayacaktı.
O gezide Sivas ve Malatya'dan sonra 15 Kasım'da Diyarbakır için yola çıkmıştı. Kente akşam varacağından "Beyhude merasim yapılmasın" demişti.
Ata 20 yıl sonra ilk kez Diyarbakır'a gelecek ve karşılamaya gelinmeyecekti öyle mi?
Tabii kimse bu emri dinlememişti.
İstasyonda toplanan coşkulu kalabalığın tezahüratını duyan Atatürk, bütün yorgunluğuna rağmen trenden inmeye ve gar binasının terasındaki "Diyarbekir" tabelasının üstünden halkı selamlamaya mecbur kaldı.

Beşeriyetin medeni halkı
O gece Halkevi'ne gitti. Genç elemanlardan kurulu orkestranın klasik müzik konserini izledi.
Konser bitince de şu konuşmayı yaptı:
"20 yıl sonra Diyarbakır'da bulunuyorum. Dünyanın en güzel ve en modern binası içinde, modern, nefis bir müziği dinleyerek... Beşeriyetin medeni bir halkı huzurunda, bu halkın evinde duyduğum zevk ve saadetin ne kadar büyük olduğunu elbette takdir edersiniz. Bunu kaydetmekle bahtiyarım."

Yeni adı Diyarbakır
Konuşmayı heyecan içinde dinleyen şehir ahalisi şaşırdı.
Çünkü Atatürk, şehirlerinin adını bir başka söylemiş, "Diyarbekir" yerine "Diyarbakır" demişti.
Bunu bir dil sürçmesi sananlar, yanıldıklarını çabuk anladılar.
Çünkü hemen ertesi gün, şehrin adı "Diyarbakır"a çevrildi.
Ve bu ad, 10 Aralık 1937 günkü Bakanlar Kurulu kararı ile kesinleştirildi.
Ama hepi topu iki harfin değiştirilmesinden ibaret görünen bu "küçük müdahale"nin ardında, büyük bir dil ve tarih seferberliği vardı.

BİR GECEDE OLUŞTURULAN KURUL

Diyarbakır Sözü Tetkik Komisyonu
"Diyarbekir"in "Diyarbakır" oluşuna dair çalışmalar, Türk Dili dergisinin Haziran 1938 nüshasında özetlenmiştir.
"Diyarbakır Adı Üzerine Çalışmalar" başlıklı bu özet okunduğunda bile "iki harfin" değiştirilmesi için nasıl hummalı bir faaliyet gerçekleştirildiği anlaşılır.
Her şey, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman'ın 17 Kasım 1937'de (yani Atatürk'ün trenle Diyarbakır'dan Elazığ'a geçtiği gece), muhtemelen özel vagondaki sofrada yapılan bir dil tartışmasının ardından, sabaha karşı 03.45'te Ergani'den geçtiği telgrafla başladı.
"Acele" kaydıyla, "Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri Bay İbrahim Necmi Dilmen"e gönderilen telgraf, aynen şöyleydi:
"D.Bekir şehrinin isminin etimolojisine dair etüt var mıdır? Esasta bu şehrin ismi 'Bakır memleketi' manasına olan 'Diyarbakır' olması gerektir ve artık bu isimle tanınacaktır. Dil Kurumu'nun bu hususta Tarih Kurumu ile işbirliği yaparak, historik ve lengüistik tetkikatta bulunması emrediliyor. Balıkesir saylavı İsmail Hakkı'nın da mesai birliğine davet edilmesi faydalı olacaktır. Tetkikatın titizlikle yapılmasını ve mümkün ise neticelerin takiben bildirilmesini saygılarımla dilerim."

Üç saatte tetkik
Bu emirden 12 saat sonra Türk Dil Kurumu ile Tarih Kurumu ortak toplantı yaptı.
Toplantıyı açan Prof. Abdülkadir İnan söze, "Aldığım emir üzerine 'Diyarbekir' ve 'Diyarbakır' kelimeleri üzerine ilimizde bulunan mehazlarda araştırmalar yaptım. Aldığım neticenin üç saat zarfında yapılan bir tetkikin mahsulü olduğunu dikkat nazarınıza alarak kusurlarımın affını da önce dilerim" diye başladı.
İnan o günlerde popüler olan "Güneş Dil Teorisi"ne göre "Diyarbekir"in "Bakır Diyarı" anlamında kullanıldığı kanısındaydı.
Şehrin eski adı olan "Amida" sözünün Yakut lügatinde "Bakır sikke" anlamı taşıdığını, "Diyar"sözcüğünün de Yakutça'da "ev" manasına "dier"den geldiğini belirtti.

Pek yüksek bir buluş
Cumhurbaşkanlığı'nın tezini doğrulayan bu buluş, toplantıdakileri sevindirmişti. Diğer üyeler de benzer açıklamalar yaptılar.
TDK Genel Sekreteri Dilmen, durumu Atatürk'ün Özel Kalem Müdürü'ne bildirdi:
"Telgrafınız üzerine hemen iki kurumun buradaki üyeleriyle 22 kişilik bir toplantı yapıldı. Toplantıya katılanlar bu yerlere 'Bakır eli' anlamında 'Diyarbakır' denilmesinin pek yüksek bir buluş eseri olduğu görüşünde" dedi.
Ardından mesele komisyona havale edildi.
"Diyarbakır Sözü Üzerine Tetkik Komisyonu" kuruldu.
Komisyon üyeleri Prof. Hasan Reşit Tankut, Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Prof. Yusuf Ziya Özer, Prof. Abdülkadir İnan, Ahmet Cevat Emre ve Mükrimin Halil Yinanç'tı.

"İslam gayreti"
Komisyon ertesi gün toplandı. O toplantıda da "Tutulga" (yani zabıt) tutuldu.
Gündem "Diyarbakır adının ilmi durumu" idi.
Uzmanlar, iki gün boyunca konuyu tartıştılar. Çoğunlukla ilk "buluş" doğrulanıyordu:
"'Amid', Türkçe 'bakır' demektir. İslam'dan sonra imlanın verdiği imkan ve halk etimolojisi 'bakır' kelimesini Arap şivesiyle 'Bekir' şekline sokmuş, muahhar coğrafyacıların İslam gayreti bunu 'Bekr-ibni-vail' adına bağlamak gayretini teşvik etmiştir."
Eskişehir'deki "Kalemi Mahsus Müdürü" gelişmeleri yakından izliyordu. TDK'ya "çok tez" kaydıyla şu telgrafı çekti:
"'Bekr İbn-i Vail' ile 'Bakır, ebin, avıl' sözlerini karşılaştırarak elde edeceğiniz anlamı Ankara'ya vardığımızda bize bildirmeniz..."

"'Bakıreli' desek?"
Komisyon 19 Kasım günü işini bitirdi ve şu karara vardı:
"'Diyarbakır' kelimesinin 'bakır' anlamına gelen eski Türkçe 'amiday' tercümesi olduğuna tetkikler neticesinde tam kanaat hasıl olmuştur. İlkin 'bakır diyarı' anlamıyla 'Amiday' denen bu yerlere sonradan gelen Türkler, bu eski Türk sözünü 'bakıreli' manasıyla 'Diyarbakır' şekline koymuşlar ve bu söz de sonradan Arap dili gayretiyle ve avam etimolojisiyle 'Diyarı Bekir' şeklini almıştır."
Prof. Uzunçarşılı, kentin adı "Diyarbakır"a çevrilse de halk ağzında yine "Diyarı Bekir" kılığına girme ihtimalinden söz etti:
"Nasıl 'Tunceli' diyorsak, buraya da 'Bakıreli' diyelim" dedi.
"Bu temenni ve mütalaaların Ulu Önder'in Ankara'ya avdetlerinde ağızdan arzı muvafık görüldü."
Gerçekten de tetkikin sonucu, 20 Kasım gecesi Ankara'ya gelen Atatürk'e daha istasyonda haber verildi.
Ata'nın koyduğu isim böylece, onun acilen toplantıya çağırdığı dil ve tarih bilginlerince de tescillenmiş oluyordu.
O günden sonra Diyarbekir, "Diyarbakır" diye anılacaktı.

Tunguzlu --- Denizli  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Ya her yazıma başlamadan önce acaba nasıl giriş yapsam diye düşünüyorum. Her defasında "Evet bu yazımda da..." diye başlamaktan ben de siz de sıkıldınız galiba. Bi önerisi olan varsa yorum kısmına yazarsa sevinirim.

Bildiğiniz üzere 81 il 81 hikâye projemiz vardı. Bugün projemizin ilk çeyreğini tamamlamış olacağız. Sırada 20 numaralı plakasıyla Denizli var. Denizli ismini kökeni hakkında da çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. (Şunu da belirteyim ben sadece şu anda kullanılan ismin kökenini inceliyorum. Ondan başka isimler de kullanılmış olabilir ama orası beni ilgilendirmiyor. Meselâ; Denizli'ye daha önce Ladik falan da denmiş. İşte burası beni ilgilendirmiyor. Ben sadece günümüzdeki ismin nereden veya nasıl bu hâle geldiğini yazıyorum.)

Yukarıda da bahsettiğim üzere Denizli'ye tarihte çeşitli isimler (Laodikeia, Ladik gibi) verilmiştir. Ancak eski yazılı eserlerde en fazla rastlanılan isim "Tunguzlu", "Tenguzlug" ve "Tonguzluk" gibi isimlerdir. "Tengiz" kelimesi eski Türkçe'de "deniz" demektir. "Tunguzlu" ise bugünkü imlâsıyla "denizli" demektir. Netice olarak Denizli adı, "Tenguzlu" ve "Tunguzlu" kelimelerinin zamanla ağızdan ağıza, Denizli kelimesi haline gelmesinden bugünkü şeklini almıştır.

Bugün bu blogumda dolaşırken farkettim. Yarın bu blogumun birinci ay dönümü. Nice aylara ve yıllara :)

Çorum İsmi Nereden Gelmiş?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Şimdi de sıra geldi Çorum'a. Çorum deyince aklıma direk Çorumlu Shrek geliyo nedense. Adamlar güzel iş yapmışlar ama. Çorumlu Shrek'i açıklamama gerek yok sanırım herkes biliyordur.

Neyse işte bu leblebisi ile meşhur olan Çorum'un isminin kökeni hakkında 3 ayrı rivâyet bulunmakta.

1. MÖ 3. yüzyılda Avrupa'da Anadolu'ya geçerek şimdiki Çorum, Sivas, Yozgat arasına yerleşen Galat topluluklarının adı olan TROKMU sözcüğünden gelmiştir. Trokmu oymağı Hitit İmparatorluğu'ndan kalma başkent olan Hattuşaş (Boğazköy) yöresine yerleşmiştir. Trokmu sözcüğü zamanla TOROKMU'ya daha sonra da ÇORUMLU'ya dönüşmüştür.

2. MÖ 90-80 yıllarında Pontus Krallığı'na bağlı olarak Kapadokya valiliği yapan Gordios'a dayanmaktadır. Gordios'un yönetimi sırasında Gordiana denilen bölge Gordios'un yönetiminden sonra da uzun süre aynı adı taşıdı. GORDİANA, GORDUM'a, zamanla da ÇORUM'a dönüşmüştür.

3. Eski Yunan kaynaklarında Çorum'un adı NICONIA (NİKONYA) olarak geçmekteydi. Bizans döneminde de EVKAİTE diye geçmekte idi. 1072 Malazgirt Savaşı ile ÇORUMLU olan vilayetimizin ismi 16. yüzyılın sonralarına doğru (LU) ekinin kaldırılması ile ÇORUM olarak kalmıştır.

Yukarıdaki bilgilerden aklıma en çok yatanı 1. rivâyet. Her zaman söylüyorum gene söyleyeyim dedim.

Gangra / Gankıra / Kengırı / Çankırı  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


Mâlumunuz üzere projemizdeki sıradaki ilimiz Çankırı. Çankırı kelimesini merak eden dünden beri yorumlarıyla katkı sağlayan Gazoz nickli arkadaşımıza da bi yararı olur umarım yazdıklarımın. Daha fazla uzatmadan ben yazıma geçeyim.

Çankırı isminin nereden geldiği hakkında iki tane farklı yorum bulunmakta. Bunlardan birisine göre Çankırı, İlk çağda Gangra Kalesi'nin eteginde kuruldu. (Bu kale hâlâ mevcut mu bilmiyorum) İsmini işte bu Gangra Kalesi'nden almış olduğu söyleniyor.

Başka bir rivayete göre ise Çankırı'ya "Gankıra" deniliyordu. Bu da tiftik keçisi anlamına geliyor.Çünkü Çankırı'da tiftik keçisi o zamanlarda çok yetişirmiş. Gankırı sözcüğü Osmanlılarda Kengiri diye söylenir olmuş. Osmanlılarda Çankırı, "Kengırı Sancağı" olarak isimlendirilmiş. Cumhuriyet döneminde Ahmet Talat Onay'ın önergesi ile meclis "Kengiri" ismini değiştirerek Çankırı ismini vermiştir.

Her zamanki gibi aklıma yatan hikâyeyi söyleyeyim ben. Bence 1. şık yani "Gangra Kalesi'nden gelmiş olması daha mantıklı. Neyse bu benim fikrim sadece. Zaten tarihî şeylerde kesinlik yoktur. Her an değişebilir başka bir bulguyla.

Yılın ilk yazısını da yazmış oldum. Herkese iyi bloglamalar bu yılda da...

Çanakkale İsminin Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


81 il 81 hikâye projemize son hız devam ediyoruz. Sıra geldi 17 numaralı plakaya sahip olan Çanakkale ilimize. Çanakkale ismi tamamen Türkçe bir isim olduğu için menşei de herkes tarafından kolayca bilinir veya tahmin edilebilir.

Bölgede eskiden çok gelişmiş olan çanak-çömlek zanaati ile bölgenin simgesi hâline gelmiş olan Kale-i Sultaniye'nin birleşmesiyle Çanakkale ismi ortaya çıkmıştır. Türk Dili'nde bileşik isim dediğimiz bir kelimedir.

Ancak Çanakkale'nin ismi Cumhuriyet Dönemi'nden önce bugün Çanakkale'nin bir ilçesi olan Biga'ydı. Ama günümüzde Biga, Çanakkale'nin ilçesi durumundadır.

Bursa İlimizin İsminin Kökeni  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi:


81 il 81 hikâye projemizde şimdi de sıra geldi iskenderiyle meşhur Bursa'ya. Bursa'ya küçükken gitmiştim Ulu Camii'yi falan ziyaret ettiğimizi hatırlıyorum. Neyse ben Bursa kelimesinin nereden geldiğini, etiomolojisini yazayım hemen. Zaten fazla uzun bir yazı olmayacak. Kesin belli olan bir kökeni var çünkü Bursa'nın.

Bursa'daki ilk yerleşimler M.Ö. 4000'li yıllar olduğu kalıntılardan saptanmış. Bu yıllarda bölgeye Mysia denilmekte imiş. Günümüzde ise Mysia ismini hatırlatan iki tane yerleşim yeri var: Misi(Gümüştepe) ve Misebolu.

Tam olarak bugünkü Bursa adı ise bölgeye hâkim olan Bitinyalılar'ın kralı Prusias'tan gelmektedir. Bu Prusias adı ise zamanla Prusa ve daha sonra da bugünkü hâli olan Bursa'ya dönmüştür.

Bitinyalılar hakkındaki bilgiye buradaki Bitinyalılar linkinden ulaşabilirsiniz.