Bu yazımda size, Arapça ve Farsça'dan Türkçe'ye geçen sıfatların, Türkçe'de nasıl adlaştığını göstereceğim.

Ülkeler günümüzde birbirleriyle savaşırken, daha çok soğuk savaşı tercih ederler. Soğuk savaş derken şunu kastedebiliriz: Ekonomik, psikolojik, dil ve kültür savaşı... Bunlardan dil ve kültür savaşı o kadar ciddi boyutlara ulaşıyor ki, bir zaman bakıyorsun o milletten eser kalmamış ve yok olmaya yüz tutmuş. Bu tutum çok eski zamanlara kadar dayanır. Milletler savaşıp yenemedikleri ülkeleri, en zayıf noktaları olan dilleri ve kültürleri ile mağlup etmeye çalışmışlardır. Şu anda, Türkler üzerinde oynanan politika da bundan ibarettir. Ne yazık ki Türkler, mankurtlaştırılıyor! Geçmişini bilmeyen, tanımayan gençler yetiştiriliyor. Her yeni kuşak bir öncekini reddediyor, geçmişinden ve atalarının yaptıklarından utanıyor. Bilinçsiz, sorumluluk duygusundan uzak, başıboş nesiller meydana geliyor. Bu şekilde millet, sosyal bunalıma giriyor ve ülkede kutuplaşmalar meydana geliyor. Her neyse, çok uzattım, son olarak şunu söylemek istiyorum: Millletler arası kelime alışverişi gereklidir, fakat bu kelime alışverişinde; halkımızın kullandığı su kelimesi yerine âb, ay yüzlü sıfatının yerine mâh-çehre... gibi tamamıyla yabancı kelimeleri tercih etmemeliyiz. Fakat, o kadar güçlü bir dile sahibiz ki, aldığımız yabancı kelimeleri, dilimizde Türkçeleri olmasına rağmen Türkçeleştirmekten ve kendi dilimizin mahsûlü haline getirmekten geri kalmıyoruz. Aşağıdaki örneklerde bunu, en bariz şekilde göreceksiniz:

Lahmacun: Bu sözcüğün "macun"la ilgisi dolaylıdır. Arapça'da "acin" yoğrulmuş (macun o kökten gelir), "lahm" ise "et" demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et...

Sehpa: Farsça’da seh (üç) ve pa (ayak) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Anlamı üç ayaklı demektir.

Bu yazı Salı, Temmuz 15, 2008 tarihinde yazıldı ve , kategorisine eklendi. , kategorisine eklendi. kategorisine eklendi. . Yorumları takip etmek isterseniz Yorum Aboneliği İçin Tıklayınız! .

6 yorum

Uzun bir giriş ama güzel bir sonuç olmuş..

Başlığı görünce aklıma eskiden yaptığımız bir espri geldi.. Hangi macunla diş fırçalanmaz?

Yazın için teşekkürler.. Gerçekten bizler yabancı kelimeleri iyi sindirmişiz bir zamanlar.. Dilimize, yazımıza uydurmuşuz.. Ama diyorum ya bir zamanlar.. Şimdilerde pek ivmeli olduğunu sanmıyorum bu sindirme işinin...

18 Temmuz 2008 Cuma 15:35

Sokaklarda lahmacuncular istiyoruz tıpkı simitçiler gibi :) İstanbul belediyesine duyurulur :D

19 Temmuz 2008 Cumartesi 11:56

Haklisin Kalemkes. Bir zamanlar dilimize iyi uydurmusuz ama simdi hic beceremiyor bu isi TDK.

Hrn acaba saglikli olur mu o lahmacunlar?

19 Temmuz 2008 Cumartesi 12:58

Teşekkür ederim Kalemkeş yorumun için. Size katılıyorum, artık yabancı dillerden aldığımız kelimeleri Türkçeleştirme konusunda eskisi kadar istikrarlı değiliz. Bu, dilin yok olmasına işaret midir? Bunu bilemeyiz, ama güzel Türkçemizin Yahya kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nihat Sami Banarlı... gibi üstün dilcilere ve bizim gibi bilinçli Türk gençlerine ihtiyacı var,bunu biliyorum.

Lahmucunu ben de çok severim, fakat yolda satılması ugun olmaz. Ben yemem, çünkü çok titiz biriyim:)

19 Temmuz 2008 Cumartesi 13:55

Oktay Sinanoglu'nun deiklerini ozetlemissin biraz...
Somuru dilden baslar

19 Temmuz 2008 Cumartesi 22:10

Kesinlikle sevgili Gizem...

21 Temmuz 2008 Pazartesi 23:00

Yorum Gönder

Eğer blogunuz/siteniz yoksa aşağıdaki listeden Adı/Url kısmını seçerek sadece adınızı yazarak yorum bırakabilirsiniz.

Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...

Clicky Web Analytics