"... bir müddet sonra Türkçemize bir hekim gözüyle bakılırsa, bütün kelime ve cümlelerin sanatoryumlar kapısında nöbet bekleyen veremlilere döndüğünü göreceğiz. Raporlarda anadili diye bahsedilen dili, yâni Türkçe konuşmayı ve bu konuştuklarını gramerli bir tertip, nizam ve insicam için değil fakat ağızdan çıktığı gibi yazmayı her genç becerebilir; o halde onlar Türkçe biliyorlar, fakat Türkçe'yi bilmiyorlar demektir. Meselâ, bir talebe vazifesinden şöyle bir cümle okuyalım: "Hava karardınan yağmur yağmıya başladı."
İşte bir İstanbullunun ağzından çıkan cümleler budur. Halbuki Türkçe'de "karardınan" diye gramere uygun bir kelime şekli olmadığı gibi, başlayan şey de "yağmak" fiilidir; "yağma" isim değildir. (Hattâ bu isim "yağmaya" değil, "yağmıya" yazılacak kadar büyük bir lâubaliliğe de uğramıştır.)