Türkçe'yi Bilmeyen Üniversiteliler  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: ,

"... bir müddet sonra Türkçemize bir hekim gözüyle bakılırsa, bütün kelime ve cümlelerin sanatoryumlar kapısında nöbet bekleyen veremlilere döndüğünü göreceğiz. Raporlarda anadili diye bahsedilen dili, yâni Türkçe konuşmayı ve bu konuştuklarını gramerli bir tertip, nizam ve insicam için değil fakat ağızdan çıktığı gibi yazmayı her genç becerebilir; o halde onlar Türkçe biliyorlar, fakat Türkçe'yi bilmiyorlar demektir. Meselâ, bir talebe vazifesinden şöyle bir cümle okuyalım: "Hava karardınan yağmur yağmıya başladı."

İşte bir İstanbullunun ağzından çıkan cümleler budur. Halbuki Türkçe'de "karardınan" diye gramere uygun bir kelime şekli olmadığı gibi, başlayan şey de "yağmak" fiilidir; "yağma" isim değildir. (Hattâ bu isim "yağmaya" değil, "yağmıya" yazılacak kadar büyük bir lâubaliliğe de uğramıştır.)

Dr. Adnan Adıvar'ın 27 Mayıs 1950 tarihli yazısından...

Türkiye Çanakkale Okuyor.

Bu yazı Cuma, Mart 14, 2008 tarihinde yazıldı ve , kategorisine eklendi. kategorisine eklendi. . Yorumları takip etmek isterseniz Yorum Aboneliği İçin Tıklayınız! .

5 yorum

Tv haberlerinde, "katil" kelimesi, "a" harfi uzatılmadan telaffuz ediliyor, bizler "a" harfini uzatarak, kullanıyoruz.Haber spikerleri diksiyon dersleri aldıkları için, onların kullanımının doğru olabileceğini düşünüyorum.
Bu konuda bir bilgin var mı ?

15 Mart 2008 Cumartesi 09:17

Sevgili Betül;

"Katil" yanlış yani "kâtil" olması lâzım. "A" nın uzun okunması lâzım. Çünkü Arapça'dan dilimize geçmiştir. Belki Kur'ân-ı Kerim okuyabiliyorsundur. Arapça'da "kâtil" kaf, te ve lâm harflerinden meydana gelmiştir. İşte bu harflerden "kaf"ı çeken "elif" harfi vardır. Bu yüzden uzatarak okumak lâzımdır.

15 Mart 2008 Cumartesi 10:01

Merhaba,
Doğru Türkçe konusu önemli tabi. Dilimizin bozulmasına etki eden unsurlar da her geçen gün artmaktadır. Bu bozguncu ekibin son halkasını da blog yazarlarının bir kısmı oluşturmaktadır.

Not: Recep Hilmi, blogumda sorduğun soruya orada cevap vermeye çalıştım; ama burada da değineyim dedim ve kitabın arka kapak yazısını sen ve okurların için buraya aldım. Dücane Cündioğlu'nun "Göz İzi" adlı kitabının arka kapak yazısı:

İsteseydin eğer, bir kere isteseydin, evet bir kez gerçekten isteseydin olan olurdu... olacak olan olurdu... isteseydin olmaz bile olurdu...
Sen hiç istemedin ki dostum! İstemek nedir bilmedin ki! Hiç tutulmadın sen! Tutkuların için ölmedin ki! İsteseydin ölürdün, ölseydin olurdun! Sen hiç olmadın ki! Evet, olmadın, çünkü sen hiç ölmedin! Ölecek kadar istemedin, ölümün pahasına istemedin, ölümüne istemedin! İsteseydin ölürdün, ölseydin olurdun, Oysa ne öldün, ne oldun. Çünkü sen istemedin; isteğini, istediğini aslında dile bile getirmedin. Öyle ya, bir kere dile getirseydin, olurdun, bir kez adam gibi aklından geçirseydin hemen orada olmuş ve ölmüş idin.
Sen hiç istemedin ki dostum! İstemesini bilmedin, istemek nedir bilmedin! Çünkü sen ol deyince olduranı hiç tanımadın!

15 Mart 2008 Cumartesi 21:57

selam, seninde bu konuda hassas olabileceğini düşündüğüm için,sayfa konseptine uyarsa tabi,
bana gelen mimi sanada gönderdim.
son yazımda detaylar var.

sevgilerimle ...

15 Mart 2008 Cumartesi 22:04

@ S. Aras

Yorumunuz için teşekkürler. Netten sipariş vermem bir kaç kitap vardı bunu da onların arasına katarım. Kargodan da tasarruf etmiş olurum. Teşekkürler tekrar.

@ Hülya

Maalesef ben mim yazamıyorum. Bütün bloglarda gördüğüm bir mim, dolayısıyla yorumlarımla zaten duygularımı ifade ediyorum. Anlayışla karşılayacığınızı umarak teşekkür ediyorum...

15 Mart 2008 Cumartesi 22:17

Yorum Gönder

Eğer blogunuz/siteniz yoksa aşağıdaki listeden Adı/Url kısmını seçerek sadece adınızı yazarak yorum bırakabilirsiniz.

Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...

Clicky Web Analytics