Tanzimat Mı, Tazminat Mı?  

Yazının Sahibi: Recep Hilmi Tufan Kategorisi: ,

Kelime hazinesi tam takır, kuru bakır olduğu halde eline kalem, diline kelâm almaktan çekinmeyen bazı kimselerin, ses bakımından birbirine benzeyen kelimeleri sık sık karıştırdıklarını görüyoruz. Meselâ "mühâsip" kelimesiyle "müsâhip" sözü yanlış yerlerde kullanılıyor. "Türk Mizahçıları" adındadi eserde şöyle bir cümle yer alıyor: "Cevher Ağa, Abdülhamid'in başmuhâsibiydi." Halbuki cümlenin doğrusunun şöyle olması gerekiyordu: "Cevher Ağa, Abdülhamid'in başmüsâhibiydi." Bilindiği gibi "muhâsip" hesap adamı, "müsâhip" ise sohbet ehli olan kimse ve arkadaş demektir. Her padişahın bir müsâhibi vardı. İkinci Mahmud'un müsâhibi, hoşsohbet ve zarif bir kimse olarak tanınan ve fıkraları dilden dile dolaşan Said Efendi'ydi.

Haberleşme anlamına gelen "muhabere" ile savaş mânâsında kullanılan "nuharebe" de sık sık birbiriyle karıştırılıyor. Ne diyelim; genç nesiller, kelime hazinelerinin fakir oluşundan dolayı birbirleriyle doğru dürüst muhabere edemeyince, muharebe etmek zorunda kalıyorlar.

"Sûre" ve "süre" kelimeleri de bu karmaşadan nasibini alıyor. Böyle yanlışlıklara ne yazık ki mâbedlerin kapısında bile rastlıyoruz. Bir caminin kapısındaki levhada "Kasas Süresi" ibaresini görünce, doğrusu çok şaşırdım. Acaba imamlar ve müezzinler bile "û" harfini uzatarak "sûre" demesini bilmiyorlar mı diye düşündüm. Belli ki daha uzun bir süre, böyle garabet örnekleriyle karşılaşacağız. Başka bir caminin ilân tahtasında şöyle bir cümleyle karşılaştım: "Dinâyet takvimleri, satışa sunulmuştur!" Kendi munsup olduğu câmianın adını bile doğru yazamayan din görevlisi, acaba dinî görevlerini hakkıyla yerine getirebiliyor mu dersiniz? Bazı kalem sahipleri ise "delâlet"e "dalâlet" diyerek aslında kendileri delâlete düşüyorlar. "Hafriyat" ile "harfiyat"ın "tefriş" ile "teşrif"in sık sık birbiriyle karıştırıldığına şahit oluyoruz.

Bir gün Sahaflar Çarşısı'nda garip bir olaya şahit oldum: Bulunduğum dükkana giren bir adam kitapçıya seslendi: "Sizde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan Tazminat kitabı var mı?" Ben, kitapçının bu yanlışı düzeltmesini, sorduğunuz kitabın adı "Tanzîmat"tır, demesini beklerken kitapçı da, biz hukuk kitapları satmıyoruz, demesin mi?

Sahaflık mesleğinin pırlanta isimleri olan Raif Yelkenciler, Muzaffer Ozaklar, Nizamettin Beyler bugün hayatta olsaydılar hiç şüphesiz bu hazin manzara karşısında üzüntüden kahrolurlardı. Tanzimat'la tazminatı fark edemeyen, ünlü dua kitabı "Delâilü'l-Hayrât"tan "Delülül-Hayrat" diye söz eden sözüm ona sahaf bozuntularını dükkanlarının eşiğine bile bastırmazlardı.

Ne günlere kaldık ey gazi hünkâr!...

(Dursun Gürlek, Maziye Bir Bakıver adlı kitabından.)

Bu yazı Perşembe, Ocak 31, 2008 tarihinde yazıldı ve , kategorisine eklendi. kategorisine eklendi. . Yorumları takip etmek isterseniz Yorum Aboneliği İçin Tıklayınız! .

11 yorum

Çok haklısın hele ki konuşmuş olmak için daha kelime anlamını bilmeden saçmalayanlardan da hiç haz etmiyorum. Konu ile alakasız olsa da bana da şunu anımsattı. 1Estağfurullah" kelime anlamı evet öylesiniz demek demişti biri, ee öyleyse ve çoğu kişi bunu biliyorsa neden yalnış yerde kullanırlar onu da anlamam.

31 Ocak 2008 Perşembe 18:57

İnsanlarımızın maalesef %70i böyle.Zeki olmadıkları halde kendilerini zeki göstermeye çalışarak (ki yabancı kelimeler kullanmak bi zekilik göstergesi değildir) toplumda saygı göreceklerini sanıyorlar ama tam aksi durum çıkıyor ortaya.Kendilerini kasarken yanlış birşey söylüyorlar rezil oluveriyorlar.Bülent Ersoy da aynı şekilde öyle.Zamanında Haber Makinasında Hakkı Devrim Bülent Ersoy'un söylerken bizim hiçbir anlam veremediğimiz kelimelerinin,cümlelerinin çoğunun bağlantılarının yanlış kurulduğunu,rastgele söylendiğini kanıtlamıştı bize.

31 Ocak 2008 Perşembe 19:47

Estağfurullah kelimesini inceleyeceğim Edasuner...

Bülent Ersoy'un o gaflarını bulabilirsem koyarım buraya Prof...

31 Ocak 2008 Perşembe 22:14

İyi de ben bu adamı ciddiye almam ki. Kendisi ilk cümlesinde bahsettiği şeyi yapmış: "Kelime hazinesi tam takır, kuru bakır olduğu halde eline kalem, diline kelâm..." demiş de yanlış kullanmış... "Kelime haznesi" olacak o. Almış eline kalemi kimse...

Bir de bahsettiği çarşı Sahhaflar Çarşısı, meslek de sahhaflık... Adamlara laf etmiş ama o birkaç sahhaf kendisi için ne düşünürdü bilmiyorum.

İronik bir şey bu...

31 Ocak 2008 Perşembe 22:55

Sevgili kabakmeltemi, Sayın Dursun Gürlek doğru kullanmış.
Hazne: Bir şeyin toplandığı, biriktiği yer, depo anlamına gelmektedir. Burada bahsedilen şey kelimelerin çokluğu. Yani depo ne kadar büyük olursa olsun içi boş olduktan sonra işe yaramaz. Bence siz yanlış biliyorsunuz. TDK'nin sitesine yazın "kelime hazinesi" çıkıyor ama "kelime haznesi" çıkmıyor. Bilmem anlatabildim mi?

31 Ocak 2008 Perşembe 23:07

Sevgili recephilmi, o zaman bu TDK adına kötü bir şey... Senin de birkaç gün önce yazdığın gibi Türk Dil Kurumu ne kadar güvenilir belli değil. Hazne dediğin gibi yer, depo... Kelime haznesi demek kelimeleri depoladığın yer demek. Sen doldurursan dolar, doldurmazsan boş kalır. Doldurmazsan suçlu depo değil, depo sahibidir.

31 Ocak 2008 Perşembe 23:29

Hayır istediğin bütün sözlüklere aratabilirsin. Tabi ki ekşisözlük gibi her kelimeye matrak cevaplar yazılan, herkesin yazabildiği bi sözlük değil benim bahsettiğim. Kelime haznesi yanlıştır. Doğrusu kelime hazinesidir.

31 Ocak 2008 Perşembe 23:45

karışıklığın bir çoğu yabancı kelimelerden çıkmaktadır örneklerde verilen kelimeler 100 yıl öncesinde kaldı ama günümüzde hala bu ve benzeri kelimeleri kullanarak ben kültürlüyüm ve ya eski istanbul...

neyse isteyen istediği giib yanlış yapar

bende genelde yazımda hata yaparım
konuşmada bazen dilim sürçer

bu arada arkadaşların anlamını merak ettiği kelime estağfirullah olmalı doğru yazımı

ve anlamı

Cenab-ı Haktan kusurumun örtülmesini dilerim ,
Allah(C.C.)kusurumu affetsin (mealinde ,kusurunu anlayan bir müslümanın duası. Hürmet ve ikramlara karşı tevazu maksadı ile söylenmektedir.)

İslami-İlmi-Edebi-Felsefi
Yeni Lügat
Abdullah Yeğin
hizmet vakfı 1992 baskısı

bu yazıdaki bazı kelimelerde ki a harfleri şapkalıdır:)

01 Şubat 2008 Cuma 00:08

Bazı "a" harfleri şapkalı evet ama ben orijinali gibi olsun istediğim için hiç bir kelimeye dokunmadan yazarın kitabındaki gibi yazıyorum. Yazara bu konuyu bildirmişler. Ben doğrusunu yazıyorum, matbaadaki elemanların işine gelmiyor heralde a'ya şapka koymak demiş.

Esteğfirullah kelimesi açıklaması için de teşekkürler...

01 Şubat 2008 Cuma 00:26

dikkat ettim aslına sadık olmanız sayesinde daha anlaşılır oluyor

ben bazıları şapkalı a derken kendi yorumumdaki kelimeleri kast ettim maalesef şapkalı yazmam için özel karakterleri bulmam gerekiyor ki bu konuda cahilim biraz

bir kelime okunurken belki telafuzunu doğru verebiliriz ama yazarken mutlaka doğru yazılmalı yoksa yanlış anlamlara kaya bilmektedir

tıpkı
Kur'an sure lerine süre denmesi gibi

gerçi insanlar sure ile süre'nin farkını anlayabilir belki ama doğrusu varken neden eğrisini yazalım ki

yazılarınızı zevkle okuyorum ve hemen hemen aynı görüşteyiz

01 Şubat 2008 Cuma 01:14

Teşekkürler ilginiz için gerçekten...

01 Şubat 2008 Cuma 12:09

Yorum Gönder

Eğer blogunuz/siteniz yoksa aşağıdaki listeden Adı/Url kısmını seçerek sadece adınızı yazarak yorum bırakabilirsiniz.

Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...

Clicky Web Analytics